• Anasayfa
  • Favorilere Ekle
  • Site Haritası
  • https://www.facebook.com/aa
  • https://plus.google.com/aaa/posts
  • https://www.twitter.com/aaa
Reklam Alanı
Kamu Memur İlanları
Site Haritası
Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi1
Bugün Toplam6
Toplam Ziyaret118669
Ürün ve Hizmetler

POMEM MÜLAKAT SORULARI 3

POMEM MÜLAKAT SORULARI

POMEM MÜLAKAT SORULARI

1- ’Otuz iki dişten çıkan otuz iki mahalleye yayılır’’ sözünü açıklayınız.

Ağızdan çıkan bir söz, çok çabuk duyulur; başkalarının diline düşer ve bir anda her tarafa yayılır. Bu yüzden ‘‘dilin kemiği yok’’ ve ‘‘milletin ağzı torba değil ki büzesin’’ gibi deyimler toplumda çok sık kullanılır.

2.- Hukukun üstünlüğü ilkesi ne demektir?

Türkiye Cumhuriyeti Devleti, bir hukuk devletidir. Bir başka deyişle “hukukun üstünlüğü” ilkesini benimsemiştir. Bu ilke, adalet kavramının temelini oluşturur. Hukukun üstünlüğü, devletin içindeki tüm mekanizmaların, önceden tespit edilmiş bazı kanun ve kurallar içinde işleyeceği anlamına gelir. Her devlet kurumu, anayasanın ve diğer yasaların tespit ettiği görev ve yetkilere sahiptir. Kimsenin bu görev ve yetkileri aşma, değiştirme gibi bir gücü yoktur. Hukuk, herkesin üstündedir ve dolayısıyla devlet “keyfî” değildir

3- ‘‘Bir fincan kahvenin kırk yıl hatırı vardır’’ sözünü açıklayınız.

Bize yapılan bir kötülüğü unutmak ve affetmek gerekir. Yapılan bir iyilik ise asla unutulmamalı, her zaman hatırlanmalıdır. Çünkü bu insaniyetin gereğidir. Bize iyiliği dokunan bir kişiye yaptığı bu işi hatırlatmamız onun da hoşuna gidecektir.

4- ‘‘Araba devrilince yol gösteren çok olur’’ sözünü açıklayınız.

İnsanlar her nedense her şey olup bittikten, işler bozulduktan, ortaya kötü bir netice çıktıktan sonra “niçin böyle yaptın, şöyle yapsaydın, bu yolu tutmalıydın” gibi sözler söylemeyi alışkanlık edinmişlerdir. Önemli olan yapma biçimindeki yanlışlığı, tutulan yoldaki tehlikeyi önceden görmek ve uyarıda bulunmaktır.

5-Tatlı dil yılanı bile deliğinden çıkarır’’ sözünü açıklayınız.

Ateşin üzerine ateşle gidildiği zaman alevler daha da büyür, yangını söndürmek daha zor bir hal alır. Sinirli bir insana da sert tepki verildiğinde bu onun daha çok gerilmesine yol açar. Sert ve kırıcı olmayan, yumuşak, hoşa giden, gönül alıcı, etkileyici, inandırıcı ve yerinde söylenmiş bir söz ise insanın hoşuna gider; en azgın kişinin bile inadını kırar, onu yumuşatır ve yola getirir

6- Kuvvetler ayrılığı prensibini tarif eder misiniz?

Güçler ayrılığı, yasama, yürütme ve yargının birbirlerinden bağımsızlığını anlatır. Ancak ülkemizde güçler ayrılığı kavramı öncelikle yargının yasama ve yürütmeden bağımsızlığı konusunu gündeme getirmektedir. Hukuk devleti kavramının önemli bir parçası yargı denetimidir. Yargının yasama ve yürütmeyi denetleyebilmesi, iktidarın keyfiliğini önleyebilmesi öncelikle yargının bu organlardan bağımsız olmasını zorunlu kılar. Bu zorunluluk 18. Yüzyıldan bu yana demokrasinin önemli bir unsuru olarak anılmaktadır.

7- İlk yardım nedir ve ülkemizde ilk yardım konusunda  sorunlar nelerdir?

Herhangi bir hastalık veya kaza sonucu sağlığı tehlikeye girmiş olan kişi veya kişilere durumlarının daha kötüye gitmesini önlemek amacıyla, çevre imkânlarından yararlanılarak ve ilaçsız olarak yapılan geçici müdahaleye ilkyardım denir. İlkyardımı yapacak olan kişi mutlaka teorik ve uygulamalı ilkyardım eğitimi almış olmalıdır İlkyardımın amaçları; hayatî tehlikeyi ortadan kaldırmak, hastanın veya kazazedenin durumunun kötüleşmesini önlemek ve iyileşmeyi kolaylaştırmaktır. Başka alanlarda olduğu gibi ilk yardım konusunda da ülkemizde yaşanan en büyük sorun eğitimsizlikten kaynaklanmaktadır. Maalesef ülkemizde ilk yardımın önemi kavratılamamıştır.

8- Başarıyı nasıl tanımlarsınız?

Başarıyı genellikle birinci olmak şeklinde görürüz. Sınıf birinciliği, okul birinciliği her zaman toplumdan takdir görür. Elbette ki bunların da bir başarı olduğu muhakkaktır. Fakat bence asıl başarı insanın kendi yetenekleri ölçüsünde yapabildiği en önemli iştir. Bir 400 metre koşucusunun kalkıp yürümesi bir başarı sayılamaz. Ancak engelli birisinin birkaç adım atabilmesi büyük bir başarıdır.

 Şu da var ki başarı için yalnız zekâ ve yetenek yetmez, inanç ve azim de gerekir. Bunlar bir araya geldiği zaman başarı da arkalarından gelecektir.

 9-Başarıda takım çalışmasının rolü nedir?

Takım ruhu, takımı oluşturan tüm bireylerin takımın amacı yönünde bütünleşmeleri ve birlikte hareket etmeleri sonucunda takımda ben imajı yerine biz imajının oluşması olarak yorumlanabilir. Bir örnek vermek gerekirse üç tane 1 sayısı ayrı ayrı yazıldığında alacağı değer 3’tür. Çünkü üç tane 1 sayısı toplandığında sonuç 3 çıkar. Fakat bu 1’ler yan yana gelirse 111 olur. Bu basit örnek bize bir amaç doğrultusunda birleşmenin ve takım olmanın önemini açıkça göstermektedir.

10- İnternetin fayda ve zararlarını açıklayınız.

İnternet, bilgisayar ağlarını kapsayan uluslararası bir ağdır. İnternet sayesinde dünyanın en büyük kütüphanelerinde araştırma yapılabilir, internet üzerinden eğitim veren bir üniversitede okuyup mezun olunabilir, farklı mekânlardaki arkadaşlarla sohbet edilebilir, alış-veriş yapılabilir hatta uçak bileti bile satın alınabilir. Hayatımızı bu kadar kolaylaştıran internetin elbette ki zararlı yönleri de vardır. İnternet ortamında denetim neredeyse yoktur. Zararlı içeriğe sahip sitelere çocuklar ve gençler kolayca erişebilmektedir. Maalesef bu durum çocukların ve gençlerin psikolojik ve sosyal gelişimlerini olumsuz yönde etkiler.

11-Demokratik bir toplumda polisin rolü nedir?

Demokratik sistemlerde halkın temel hak ve özgürlükleri hukuk yoluyla garanti altına alınmıştır. Bu hak ve özgürlüklere kesinlikle dokunulamaz. Bu dokunulmazlığı sağlamak ve garanti altına almak için güçlü bir teşkilata ihtiyaç vardır. İşte bu teşkilat emniyet teşkilatıdır. Güçlü bir emniyet teşkilatı topluma güven verir. Ancak toplum içinde adaletin tesis edilmesi konusunda herhangi bir eksik veya hatalı uygulamaya meydan vermemek için, polis memurları meslekî yeterlilik için gerekli olan hukukî mevzuatı bilmeli ve uygulamada meslekî etik (ahlak) ilkelerine riayet etmelidir.

12‘‘Üzüm üzüme baka baka kararır’’ sözünü açıklayınız.

İnsan etkileşime ve etkilenmeye açık bir varlıktır. Karşısındakini etkileyebildiği gibi ondan etkilenebilir de. Hatta çevremize dikkat ettiğimizde bunun birçok örneğini görebiliriz. Mesela esneyen birisini gördüğümüzde biz de ister istemez esneriz. Farklı bir şiveyle konuşan insanların arasında yaşayanlar bir süre sonra aynı şiveyle konuşma eğilimi gösterirler. Sadece bu örneklerdeki gibi yalnızca davranış olarak değil huy ve karakter olarak da insan insandan etkilenir. Kır atın yanında duran ya huyundan ya suyundan diye boşa dememişlerdir.

13-Avrupa Birliği hakkında bilgi veriniz.

Avrupa Birliği’nin temelleri 1951 yılında, 6 ülkenin katılımıyla oluşturulan Avrupa Kömür ve Çelik Topluluğu’na ve 1957’deki Roma Antlaşması’na dayanmaktadır. Avrupa Birliği üç farklı topluluğun 1957’de oluşturduğu birlikten doğmuştur. Bu topluluklar, Avrupa Kömür ve Çelik Topluluğu, Avrupa Atom Enerjisi Topluluğu ve Avrupa Ekonomik Topluluğu’dur. O dönemden bu yana, birlik yeni üyelerin katılımlarıyla boyut olarak büyümüş; var olan yetkilerine yeni görev ve sorumluluk alanları ekleyerek gücünü arttırmıştır. 1 Mayıs 2004’te en büyük katılım yaşanmıştır. Tam 10 yeni ülke birliğe katılmıştır. 2007’de Bulgaristan ve Romanya’nın katılımıyla üye sayısı 27’ye yükselmiştir. Türkiye 1995 yılında Gümrük Birliğine üye olmuştur. Türkiye şu anda tam üyelik müzakereleri devam eden aday ülke konumundadır.

● AB’yi kuran 6 ülke: Fransa, İtalya, Lüksemburg, Belçika, Almanya ve Hollanda ( FİLBAH

14-‘‘Atılan ok geri dönmez’’ sözünü açıklayınız.

Kimi zaman iyi düşünüp taşınmadan, olacakları hesaplamadan bazı eylemlere girişir ve sonuçta pişman olur insan. O anda ilk durumuna dönmek ister ama bu mümkün değildir. Çünkü olan olmuş, çoktan iş işten geçmiştir. Örneğin söz ağızdan çıktıktan sonra geri alınmaz. Patlatılan bir bombanın geri dönüşü yoktur. Ölen bir insanı hayata döndürmek imkânsızdır. Bu yüzden bir iş yapmadan önce iyi düşünmeli ve öyle karar vermelidir.

 

15- İnsan hakları kavramını açıklar mısınız?

İnsan hakları kavram olarak tüm insanların sahip olduğu kabul edilen “temel hak ve özgürlükleri’’ içine alır. İnsan hakları, ırk, din, dil ve cinsiyet ayrımı gözetmeksizin tüm insanların yararlanabileceği haklardır. Bu hakları kullanmakta herkes eşittir. Diğer yandan insan hakları terimi bir ideali içerir. Bu terimi kullananlar, bu alanda olanı değil, olması gerekeni dile getirirler.

İnsan hakları, tüm insanların hak ve saygınlık açısından eşit ve özgür olarak doğduğu anlayışına dayanır. Yani bütün insanlar hürriyet, haysiyet ve haklar bakımından eşit doğarlar. Bütün hukuk devletlerinde olduğu gibi ülkemizde de insan hakları anayasa ile güvence altına alınmıştır.

‘16-‘Ayıpsız dost arayan dostsuz kalır’’ sözünü açıklayınız.

Hemen her şeyin, her insanın bir kusuru, bir eksiği vardır. Hatasız kul olmaz. Dolayısıyla insanın mükemmel bir dost, arkadaş ve sevgili aramaya çalışması boşunadır. Böyle bir dost bulamayacağı gibi, dostsuz kalması da mümkündür. Bu bakımdan insan bir şey elde etmek, bir dost bulmak istiyorsa onları kusurları ile kabul etmeye hazır olmalıdır

17- ‘‘Yanlış hesap Bağdat’tan döner’’ sözünü açıklayınız.

İnsanın yaptığı yanlış bir iş mutlaka karşısına çıkacaktır. Çünkü yanlış bir yolda yürüyen insan bunun neticesi ile er geç karşılaşır. Ayrıca ortaya çıkan bir yanlışlık çok geç de olsa, kesinlikle düzeltilmelidir.

18- Ülkelerin kalkınmasında sizce eğitimin rolü nedir?

Eğitim bireye davranış kazandırma, bireyde istenilen davranış değişikliğini meydana getirme faaliyetleridir. Bir toplum için eğitimse kalkınma ve gelişmenin kilometre taşlarından biridir. Eğitim sayesinde toplumda var olan birçok olumsuzluk giderilip, kültür ve medeniyetin gelişmesi sağlanabilir. Bu halde eğitim toplum için hayatî önem taşır. 1993 yılı sonunda Adalet Bakanlığı tarafından ülkemiz ceza ve tutuk evlerinde yapılan taramada, eğitim seviyesi yükseldikçe suçluluk oranı düştüğü neticesi ortaya çıkmıştır. Bu durum eğitimin önemini açıkça gözler önüne sermektedir.

19- Perşembe’nin gelişi Çarşamba’dan bellidir’’ sözünü açıklayınız.

‘‘Yaptıklarımız yapacaklarımızın garantisidir’’ şeklinde bir söz vardır. Gerçekten de insanın yaptıkları yapacaklarını gösterir. İnsanoğlu bugün ne yapıyorsa yarın ve öteki gün de büyük ihtimalle aynı şeyi yapacaktır. Yani bir işin nasıl sonuçlanacağı, işin bugünkü durumundan belli

 

20-‘Lafla peynir gemisi yürümez’‘ sözünü açıklayınız.

Oturduğu yerden ülkenin tüm sorunlarını çözen nice insan görmüşüzdür. Bunları eğer iş başına getirsek çoğu hiçbir şey yapamaz. Çünkü konuşmak ile yapmak arasında çok fark vardır. Konuşmak kolay, yapmak ise zordur. ‘‘Akıl çoğalınca söz azalır’’ diye güzel bir deyiş vardır. Yani çalışan ve iş yapan insanlar az konuşurken, çalışmayan ve boş boş oturan insanlar çok konuşur.

21-Terörün ekonomik ve sosyal yönden zararlarını açıklayınız.

21. yüzyılda, birçok ülkenin ulusal bütünlüklerini hedef alan ve birçok ülkedeki demokratik sistemin karşı karşıya bulunduğu en önemli sorunlardan birisi terördür. Terör, günümüzde birçok ülkenin ekonomik, ticari ve sosyal hayatını olumsuz yönde etkileyen evrensel değerleri yok eden “Küresel” bir nitelik kazanmıştır. Terörün ekonomik açıdan en büyük zararı ülkelerin kalkınmasını yavaşlatmasıdır. Jeostratejik, jeopolitik ve jeoekonomik açılardan önemli bir konuma sahip olan Türkiye, yıllarca ülkede yaşanan terör olaylarının sebep olduğu istikrarsızlıklar yüzünden üretimin artırılmasına yönelik yatırımlara ağırlık verememiş ve bunun sonucunda kalkınmasını tamamlayamamıştır.

Sosyal yönden zararları; toplumda huzur ve güvenin yok olması, korku ve endişenin hâkim olması, ülkenin sürekli bir kaos ortamında bulunması, insanların gelecekten umutsuz olması sayılabilir.

 

 

22- Küresel ısınma ve kuraklık konusunda bilgi veriniz.

İstanbul Teknik Üniversitesi Avrasya Yerbilimleri Enstitüsü’nün hazırladığı senaryoya göre 2070’te Türkiye genelinde sıcaklıklar 6 derece kadar yükselecek, Karadeniz Bölgesi dışında yağışlar iyice azalacak. Ekosistem değişince, birçok canlı türü de yok olma tehlikesiyle karşı karşıya kalacak. Eldeki verilere göre küresel ısınma aynı şekilde devam ederse, yaz aylarında Türkiye’nin batısında sıcaklıklar 5 ila 6 derece, Orta ve Doğu Anadolu ile Güneydoğu Anadolu bölgelerinde ise 3 ila 4 derece yükselecek. Kış aylarında da sıcaklıklar 2 ila 3 derece yükselecek. Senaryoya göre, 2070 yılında Karadeniz Bölgesi’nde yağışlar yüzde 10 ila 20’lik artış gösterecek, güneyde ise yüzde 30’a kadar azalacak. Uzmanlar küresel ısınmayla mücadele konusunda, öncelikle, sera gazlarının yayılımının azaltılması gerektiğini vurguluyorlar.

23-Bir ülkenin gelişmişlik düzeyini en iyi hangi kriterler gösterir?

Bir ülkenin eğitim, ekonomi, sağlık, spor, bilim ve sanat gibi farklı alanlarda gösterdiği gelişme o ülke hakkında bir fikir verebilir. Bir ülkenin gelişmişliğini gösteren bir başka ölçüt ise diğer dünya devletleri tarafından örnek alınmasıdır. Mesela günümüzde Japonya, ABD ve Almanya gibi devletler başka ülkelerce örnek alınmaktadır. Eğer bir ülke farklı toplumlarca örnek alınmaya başlamışsa o ülkenin gerçekten gelişmiş bir ülke olduğu söylenebilir.

24- ‘‘Açık yaraya tuz ekilmez’’ sözünü açıklayınız.

Acısı ve derdi taze olan bir kimsenin üzüntüsünü artıracak söz ve davranışlardan kaçınmak gereklidir. Örneğin sinirlenmiş bir insana onu kızdıracak bir söz söylemek o insanı çileden çıkardığı gibi bu sözü söyleyen insanın da zarar görmesi muhtemeldir. Ateşe körükle gitmek deyiminin de bu sözle yakın anlamda olduğu söylenebilir.

25-‘‘Açma sırrını dostuna o da söyler dostuna’’ sözünü açıklayınız.

Sır özeldir ve gizli tutulmalıdır. Onun gerçekten duyulup yayılması istenmiyorsa, dosta bile açılmamalıdır. Açılırsa o da ağzından kaçırabilir ya da yakınına anlatabilir, bunu başkaları duyabilir ve böylece saklamaya çalıştığın şey sır olmaktan çıkar, yayılır.

 26 ‘‘Acele işe şeytan karışır’’ sözünü açıklayınız.

Sakin olmak ve itidalli hareket etmek her zaman gereklidir. Çünkü acele eden bir insanın hata yapma ihtimali sakin bir insandan daha fazladır. En iyi bilinen ve yapılan iş dahi aceleye getirildiğinde yarım yamalak ve eksik yapıldığı görülecektir. Bunun sebebi acele eden kişi aklî melekelerini tam olarak kullanamaz. Bu sebeptendir ki acele giden ecele giden demişlerdir.

27- Ülkemizdeki trafik kazalarının nedenleri hakkında bilgi veriniz.

Ülkemizde karayolu trafik kazaları ve bunların sebep olduğu maddî ve manevî yaraların gün geçtikçe arttığı malumdur. Günümüzde trafik kazaları, savaşlar ve depremlerdeki kadar insan ölüm ve yaralanmasına neden olmakta, maddi zararlar da yıldan yıla artmaktadır. Gerçekten de uykusuz, yorgun ve alkollü araç kullanma gibi temel nedenlerle sadece 1999 yılında ülkemizde 438.338 karayolu trafik kazasında 4.596 kişi ölmüş ve 262 milyon dolar maddi hasar meydana gelmiştir. Ülkemizle diğer Batı Ülkeleri arasında kazalar karşılaştırıldığında ülkemizde trafik kazalarının artmasının temel nedeninin karayoluna ağırlık verilmesi, demiryollarının ihmal edilmesi olduğu görülmüştür. Hâlbuki karayolunun, demiryoluna göre 18 kat daha tehlikeli olduğu tespit edilmiş bulunmaktadır. Türkiye Büyük Millet Meclisi Trafik Araştırma Komisyonu’nun 2001 raporundaki çözüm önerileri şunlardır: Raylı sistem yatırımlarına daha fazla kaynak ayrılması, bölünmüş yol yapımına önem verilmesi, sivil toplum örgütlerinin desteklenmesi.

28-Ülkemizin deprem riski ve alınması gereken önlemler hakkında  veriniz.

Deprem, yer kabuğunun derin katmanlarının kırılıp yer değiştirmesi ya da yanardağların püskürme durumuna geçmesi nedeniyle oluşan sarsıntılardır. Ülkemiz topraklarının %92’sinin deprem riski taşıdığı, nüfusumuzun da %95′inin bu bölgeler üzerinde yaşadığı bilinmektedir. Konya ve Mardin gibi yörelerde deprem riski az iken diğer bölge ve şehirlerimizde bu risk çok fazladır.

Ülkemizden geçen en önemli fay hattı Kuzey Anadolu levhasıdır. Depreme karşı alınacak önlemler 3 gruba ayrılır. Bunlar:

 Deprem öncesinde alınacak önlemler

 Deprem sırasında alınacak önlemler

 Deprem sonrasında alınacak önlemler

29-Atatürk’ün Ben sporcunun zeki, çevik ve aynı zamanda ahlaklısını severim’’ sözünü açıklayınız.

Spor, yalnız beden kabiliyetinin bir üstünlüğü sayılmaz. İdrak ve ahlak da bu işe yardım eder. Zekâ ve kavrayışı kısa olan kuvvetliler, zekâ ve kavrayışı yerinde olan daha az kuvvetlilerle başa çıkamazlar. Zekâyı, çevikliği ve ahlakı bir bütün olarak taşıyan sporcular mutlaka kendi dallarında başarılı olacaklardır.,

30-Baş başa vermeyince taş yerinden kalkmaz’’ sözünü açıklayınız.

Bu söz dayanışma ve işbirliğinin önemini ortaya koymaktadır. Bir insan çok kuvvetli, akıllı ve bilgili olabilir. Ama tek başına olduğunda yapabileceklerinin bir sınırı vardır. Fakat bir işbirliği içinde olursa hem yükü hafifler hem de amacına daha kolay ulaşır. Mesela 50 kiloluk bir kutuyu tek başına kaldırmak isteyen bir kişi 50 kiloluk yükün altına girmiş olur. Ama beş kişi aynı kutuyu kaldırmak istediğinde her birisine düşen ağırlık 50 kilo değil 10 kilodur.

31-Bin bilsen de bir bilene danış’’ sözünü açıklayınız.

Herkes eşit bilgiye sahip değildir. Çok iyi bildiğimizi sandığımız konunun bilmediğimiz bir yanı olabilir, o konuyu bizden daha iyi bilenler de çıkabilir. Bu yüzden bir işe kalkışmadan önce bu gibi kimselere danışmalı, onların bilgi ve tecrübelerinden yararlanmalıyız. Eksiğimizi ancak böyle giderebilir, yanlışımızdan ancak böyle kurtulabilir, iyi bir sonuca da ancak böyle kavuşabiliriz.

 32-Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin kuruluş amacı nedir?

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), uluslararası bir teşkilat olan Avrupa Konseyi’ne bağlı olarak kurulmuş uluslararası bir mahkemedir. Mahkeme, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ve ek protokolleriyle güvence altına alınmış olan temel hakların çiğnenmesi durumunda bireylerin, birey gruplarının, tüzel kişiliklerin ve diğer devletlerin, belirli usûl ve kurallar dâhilinde başvurabileceği bir yargı merciidir. Avrupa Konseyinin kuruluş amacı İnsan Hakları ihlallerini önlemek için ortak ülkü ve ilkeleri korumak ve yaymak, ekonomik ve sosyal gelişmeleri sağlamak olarak belirtilmiştir. Konseyin bu amacından, II. Dünya savaşı ve öncesinde yaşanan I.dünya savaşında Avrupa’nın uğradığı sosyal, ekonomik ve politik çöküntüden kurtulma çabası içersine girdikleri ve diktatör yönetimlerinin insanlığa karşı onur kırıcı davranışlarının artık unutulmak istendiği anlaşılmaktadır.

33‘‘Akan su yosun tutmaz’’ sözünü açıklayınız.

Bilinen bir şeydir ki, devamlı akan su kendini ve yatağını temiz tutar; hareketsiz ve birikinti hâlinde olan su da aksine mikrop ve pisliği bünyesinde taşır. Denebilir ki hareketlilik, canlılık ve çalışkanlık insanı canlı ve üretken yapar; iyimser kılar, kötülükten uzak tutar, düşkünlüğünü önler; böylece o insan hem kendine, hem de başkalarına yararlı

34-Aslan yattığı yerden belli olur’’ sözünü açıklayınız.

İnsanların kişilikleri ile sürekli bulundukları yerler arasında bir özdeşlik kurmak mümkündür. Bir kimsenin kişiliği, çalıştığı iş yerinin niteliğinden; yatıp kalktığı evin temizliğinden ve düzeninden anlaşılır. Yani denebilir ki bana bulunduğun mekânı söyle sana nasıl biri olduğunu söyleyeyim!

35-Eğitimde fırsat eşitliği nedir? Kısaca açıklayınız

‘Eğitimde fırsat eşitliği sağlanmalı’

Doç. Dr. Gönül Akçamete

Cumhuriyet 10.5.1999 : 0-8 yas grubundakı engelli bireylerin ancak yüzde 2.5′i eğitim alabiliyor

Eğitimde fırsat eşitliği demokratik toplumların en temel koşullarından biri olarak kabul edilir. Ancak çesitli nedenlerle normal eğitim hizmetlerinden yararlanamayan çocuklar için bunun yeterince uygulanmadığı görülüyor. Ankara šniversitesi Eğitim Fakültesi öğretim üyesi Doç. Dr. Gönül Akçamete, 0-18 yas grubundakı engelli bireylerin ancak yüzde 2.5′inin eğitim alabildiğini söyledi.

Başbakanlik Özürlüler Idaresi’nin verilerine göre 1998-99 ögretim yilinda, 201 okul ve merkezden 13 bin 669 ögrenci, 3 bin 658 özel eğitim sınıfı ve okul rehberlik bürolarından 18 bin 873 öğrenci faydalanıyor. Ayrıca 150′ye yakın özel eğitim kurumunda da eğitim veriliyor.

 36-Atatürk’ün inkılâplarının genel felsefesini açıklayınız

Atatürk’ün prensiplerini dikkatli incelediğimiz zaman şu da görülecektir: Ulusal varlığı tehlikeye düşmüş bir toplum, aldatıcı ve uyuşturucu politikalarla, izmlerle yahut dış güçlere dayanarak değil, ulusal benliğimizden çıkan ve ulusun kendi egemenliğine dayanan düşüncelerle kurtarılabilir.

Bilindiği üzere, 20. yüzyılın başında dünyada imparatorluklar çağı sona ermiş, ulusal devletler çağı başlamıştır. Ulusal devlet, meşruiyetini tek kişinin otoritesinden değil, ulusun kendisinden alan bir siyasî birliktir. Atatürk’ün kurmuş olduğu devletimizin temeli de ulustur. BüyükNutku’nda, kendisini ömrü boyunca “Millî hâkimiyetinen sadık bir kulu ” (Nutuk) kabul eden büyük Önder’e göre “Hâkimiyet hiçbir mânâ,hiçbirşekilvehiçbir renkte ve rehberlikte paylaşma kabul etmez! Unvanı ne olursa olsun, hiç kimse, bu milletin mukadderatına ortak çıkamaz.” Onun içindir ki, büyük felâketler ve fedakârlıklar pahasına kurtarılmış hürbir vatanda kurulacak devletin şekli Türk’ün karakterine uygun demokratik bir cumhuriyet olacaktır. Atatürk’ün “tabiî ve kaçınılmaz bir tarihî akış” dediği vakıa, sonunda saltanat ve hilâfetin de kaldırılarak, tam bağımsız “Türkiye Cumhuriyeti”nin kurulmasıdır. Türkiye Cumhuriyeti demek, Türk devletinin ve ulusunun, mukadderatında yalnız kendi iradesinin hâkim olması demektir. Atatürk, bizden bu fikrinin devamını ve dolayısıyla cumhuriyetin korunmasını isteyen pek çok mesajlar vermiştir. Yine Atatürk’e göre, cumhuriyetin temel kurumu, ulusal iradenin tecelli ettiği yer olan Türkiye Büyük Millet Meclisi’dir. Atatürk’ün yakınında bulunan Falih Rıfkı Atay, Cumhuriyetimizin banisini tanıtırken şu veciz sözü söyler: “Meclissiz yaşamayı aklı almayan bir yirminci asır lideri!”

Atatürk’e göre, millî mücadele Meclis ile kazanılmış, Cumhuriyet’i Meclis kurmuş, inkılâpları da Meclis yapmıştır. Onun bizden istediği, kendisinden sonramiras bıraktığı siyasî rejimi korumak ve geliştirmektir. Ulusumuzun bekası ve saadeti için bu şarttır. Büyük “Nutuk”ta şöyle diyor;

“Milletimizin kuvvetli, mes’ut ve istikrarlı yaşayabilmesi için devletin tamamen millî bir siyaset takip etmesi ve bu siyasetin iç teşkilâtımıza tamamen uyması ve dayanması lâzımdır.” O, ulusal siyasetten şunu anlar;

“Millî sınırlarımız içinde, her şeyden önce kendi kuvvetimize dayanarak, varlığımızı korumakla, millet ve memleketin hakikî saadeti ve refahına çalışmak, aşırı ihtiraslar peşinde milleti oyalamamak ve ona zarar vermemek. Medenî dünyadan, medenî ve İnsanî muamele ve karşılıklı dostluk beklemektir.”

Atatürk’ün aksiyoner doktrininde en son safha, “Atatürk İnkılâpları” dediğimiz reformlar bütünüdür ki, devletimiz, kuruluşunun, varlığının ve devamının fikir ve hareket kaynağını bu reformlardan almaktadır. Bunlar; cumhuriyetçilik, milliyetçilik, halkçılık, devletçilik, lâiklik ve inklâpçılık başlığı altında toplanan fikrî bir zemine dayanmaktadır.

Reformlar, lâiklikten; gerçekte bir düşünce ve zihniyet sembolü olan şapka inkılâbına kadar diğer bütün yenilikler, Türkiye’nin iki yüzyıllık uygarlık mücadelesini sonuçlandıran ve kesin hedefine yönelten çağdaş bir uygarlık sistemi teşkil eder.

 

37-Atatürk İnklapları Nelerdir

 

Saltanatın Kaldırılması

Cumhuriyetin İlanı

Halifeliğin Kaldırılması

Şeriye ve Evkaf Vekâleti’nin Kaldırılması

Medeni Kanun’un Kabulü

Tarikatların Kaldırılması, Tekke ve Zaviyelerin Kapatılması

Lâikliğin Kabulü

Kadın Haklarının Tanınması

Şapka ve Kıyafet İnkılâbı

Takvim, Saat ve Ölçülerde Değişiklik

Soyadı Yasası’nın Kabulü

Eğitim ve Öğretim İnkılâbı

Harf ya da Yazı İnkılâbı

Tarih Anlayışında Gerçeğe Dönüş

Dil İnkılâbı

38-Temel hak ve özgürlükler denince ne anlıyorsunuz?

Temel Hak ve Özgürlükler

Yirminci Yüzyılın ikinci yarısından itibaren başlayan döneme insan hak ve özgürlükleri çağı ismi verilmektedir. Gerçekten insan hak ve özgürlüklerinin en ileri boyutta düzenlenip güvenceye kavuşturulması bu döneme rastlamaktadır.

İnsan kişiliğinin ve onurunun ayrılmaz bir parçası olan, insanların daha doğuştan sahip oldukları, okunulamaz, bölünemez, devredilemez ve vazgeçilemez temel hak ve özgürlükleri önceleri kimi düşünür, hukuk ve devlet adamlarının kafalarında bir fikir, bir kavram olarak belirlenmeye başlamış, daha sonra 1215 tarihli Büyük Özgürlük Fermanı (Manga Charta Libertatum); 1628, 1689 Haklar Bildirgeleri; 1776 tarihli Virjinya İnsan Hakları Bildirgesi; 1789 Fransa İnsan Hakları Yurttaş bildirgesi gibi bildirge ve beyannamelerde yer almıştır. Ancak insan hak ve özgürlüklerinin kurumsal alandan çıkarılıp yaşama geçirilmesi başka bir anlatımla sağlam güvencelere kavuşturulması için İkinci Dünya Savaşından önceki totaliter devletlerin insanlık adına yüz kızartıcı olarak kabul edilen cürümlerini görmek ve yaşamak gerekmiştir.

İkinci Dünya Savaşından önceki dönemde, insan hak ve özgürlüklerinin sadece ulusal anayasa ve yasalarda düzenlenip güvence altına alınmasının yetersiz kıldığının görülmesi üzerine insan haklarının uluslar arası boyuta taşınıp uluslararası güvenceye kavuşturulması zorunluluğu doğmuştur.

1945 yılında Birleşmiş Milletler Örgütünün kurulması, akabinde İnsan Hakları Evrensel Bildirgesinin ilanı, insan hak ve özgürlüklerinin uluslararası boyutta korunması yolunda atılan en büyük adım olmuştur. Ne var ki, bu büyük gelişme taraf devletlerin hukuken bağlayıcı sözleşme yapmaları, insan hak ve özgürlüklerinin uluslararası düzeyde korunmasını sağlayacak bir örgüt kurumları aşamasına gelindiğinde beklenen başarı gösterilmemiştir. Bu nedenle ortak değerlere sahip ülkeler arasında daha dar kapsamlı bölgesel örgütlerin kurulması yönüne gidilmiş, böylece bölgesel kuruluşların oluşması dönemi başlamıştır. Bu bağlamda Avrupa Konseyi’nin kurulması, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin imzalanması, insan hak ve özgürlüklerinin korunması için Avrupa İnsan Hakları Divanı ve Avrupa İnsan Hakları Komisyonunun oluşturulması ile birey artık uluslar arası hukukun bir öznesi olmuş, insan hak ve özgürlükleri Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi yargı sisteminin güvencesine bağlanmıştır.

Kişisel ve siyasal hakların bir bölümünü içeren Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesine ilaveten sosyo –ekonomik hakları güvenceye alan hakları güvenceye alan 18.10.1961 tariihli Avrupa Sosyal Anlaşma Şartı ve daha sonra da Protokol ve Ek Protokol kabul edilmiş, zamanla bu haklar daha da geliştirilerek Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ve Protokoller bu gelişmelere paralel olarak değiştirilmiştir.

 

Türkiye Cumhuriyeti Devleti, Birleşmiş Milletler Sözleşmesini ilk imzalayan devletler arasında yer almış, 1949 yılında Avrupa Konseyi’ne üye olmuş 04.11.1950 Avrupa İnsah Hakları Sözleşmesini imzalamıştır. Türkiye Cumhuriyeti Devleti söz konusu sözleşmeleri imzalamakla insan hakları ve temel özgürlüklerine saygı duyulması temel ilkesini benimsemiş, Türkiye Cumhuriyeti Anayasası insan haklarına saygılı olmayı Cumhuriyetin temel ilkeleri arasında saymıştır.Daha sonra da Avrupa İnsan Hakları Komisyonuna bireysel başvuru hakkıyla Avrupa İnsan Hakları Divanının ve Divanın yerine kurulan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarının bağlayıcılığını kabul etmiştir.

 

Zamanımızda insan hak ve özgürlüklerine aykırı davranışlar, kötü muamele ve işkence artık uluslar arası bir avuç olarak kabul edilmekte, bireyin ve toplumun kültür ve medeniyet seviyesi insan hak ve özgürlüklerine karşı gösterdiği özen ve saygı ile ölçülmektedir.

 

Çağdaş hukuk sistemlerinde insan hak ve özgürlüklerinin en geniş boyutta kabul edilip korunmaya alınması asıl, kısıtlamanın istisna olduğu ilkesi ortaklaşa kabul edilmekte, yasalarda sayılan çok kısıtlı hallerin dışında kural olarak kişinin temel hak ve özgürlüklerinin sınırını ancak başka bir kişinin hak ve özgürlüğü teşkil etmektedir.

39-İnsan hakları sizin için ne anlam ifade ediyor?

İNSAN HAKLARI

“Her fert istediğini düşünmek, istediğine inanmak, kendine mahsus siyasi bir fikre sahip olmak, seçtiği bir dinin icaplarını yapmak veya yapmamak hak ve hürriyetine sahiptir. Kimsenin fikrine ve vicdanına hakim olunamaz.”

Mustafa Kemal ATATÜRK

“Eşitlerinin kanuni bir hükmü ya da bir memleket kanunu olmadan hiçbir hür kişi tevkif, yada hapis edilemeyecek, haklarından ve mallarından mahrum bırakılamayacak, kanun dışı edilemeyecek, sürülemeyecek, herhangi başka bir şekilde kötü muameleye maruz bırakılamayacaktır. Hiç bir hür kişiye zor kullanamayacağız ve başkalarının zor kullanmasını istemeyeceğiz”.

MAGNA CARTA LİBERTATUM, 1215 YILI

İnsan hakları yeryüzünün en barışçıl silahıdır; bizi korur.

Kurallar gibidir; nasıl davranacağınızı bize söyler.

Yargıçlar gibidir; ona başvurabiliriz.

Duygular gibi soyuttur ama duygular gibi herkese aittir.

Ve her ne olursa olsun hep vardır.

Tıpkı doğa gibidir; ortadan kaldırılamaz.

Tıpkı ruh gibidir; yok edilemez.

40-İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi denince ne anlıyorsunuz?

İNSAN HAKLARI EVRENSEL BEYANNAMESİ

10 Aralık 1948

Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nun 10 Aralık 1948 tarih ve 217 A (III) sayılı kararı ile benimsenmiş ve ilan edilmiştir.

Resmi Gazete: 27 Mayıs 1949-7217

BAŞLANGIÇ

İnsanlık ailesinin tüm üyelerinin niteliğinde bulunan onurunu ve eşit ve ayrılmaz haklarını tanımanın dünyada özgürlük, adalet ve barışın temeli olduğunu,

İnsanın zorbalık ve baskıya karşı son bir yol olarak ayaklanmaya başvurmak zorunda bırakılmaması için İnsan haklarının hukuk düzeniyle korunması gerektiğini,

Uluslar arasında dostça ilişkileri geliştirmeyi özendirmenin temeli olduğunu,

Birleşmiş Milletler halklarının Birleşmiş Milletler Antlaşmasında te-mel insan haklarına, insan kişiliğinin onur ve değerine, erkeklerle kadınların hak eşitliğine olan inancını yeniden belirttiğinive daha geniş bir özgürlük içinde toplumsal gelişme ve daha iyi bir yaşam düzeyi sağlamaya karar vermiş olduğunu,

Üye Devletlerin Birleşmiş Milletlerle işbirliği içinde, insan haklarının ve temel özgürlüklerin evrensel olarak saygı görüp gözetilmesini sağlamayı yükümlendiklerini,

Bu hak ve özgürlükler konusunda ortak bir anlayış oluşturmanın bu yükümlülüğün tam olarak gerçekleşmesi için büyük önem taşıdığını gözönüne alarak,

Ayrıca ister bağımsız olsun, ister vesayet altında ya da kendi kendini yönetmeyen bir ülke olsun, ister başka bir egemenlik sınırlaması altında bulunsun, bir kimsenin uyruğunda bulunduğu ülke ya da alanın siyasal, hukuksal ya da uluslararası statüsüne dayanarak hiçbir ayrım gözetilemez.

41-Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi denince aklınıza neler geliyor?

SÖZLEŞMENİN GEREKLERİ

Türkiye vatandaşlarını mahkum ederken, AİH Mahkemesi de, Türkiye’yi mahkum etmeye devam ediyor. Davaların %95 i Türkiye kaybediyor. Biten 300 civarındaki davanın dışında karar verilmeyi bekleyen 4500 civarındaki dava düşünüldüğünde; Türkiye’nin içine düşeceği tazminat yükünün yanında uluslar arası ortamda içine düşeceği, insan hakları ve hukuk tablosu hepimizi üzecektir.

AİH Sözleşmesinden kaynaklanan sorunu hemen gündeme almalı, yapılacakları ciddi olarak tespit edip cesaretle uygulamamız şarttır. Neler yapılabilir ? Adalet Bakanı sn. Çiçek’in belirttiği gibi, zaman kaybetmenin, ikircikli olmanın anlamı yoktur. Öncelikle AİHM bulunan dosyalardan asker üyesi bulunan DGM kaynaklı 2000 yılından önceki davaların tamamında, Türkiye başvurucularla “dostane anlaşma” yoluna gitmelidir. Çünkü, AİHM asker üyeli DGM’leri sözleşmenin 6 maddesine aykırı bulmuştur. Dolayısıyla bu tip başvurularda Türkiye mutlaka kaybedecektir. Ayrıca diğer üç bin adet başvuru hakkında, AİH Mahkemesinin eğilimi diğer benzeri davalardan tespit edilerek, sözleşme ihlali varsa ‘dostane anlaşma’ yolu tercih edilmelidir. Dostane anlaşma yoluyla, Türkiye hem vatandaşlarıyla dostça barışmış olacak hem de daha az tazminat ödemiş olacaktır. Hem de AİHM huzurunda bulunan davaları ortadan kaldırmış olacaktır.

42-)Yasama, Yürütme ve Yargı hakkında kısaca bilgi veriniz.

YASAMA

Devletin üç temel işlevinden birisi olan yasama işlevi TBMM tarafından yerine getirilmektedir. Yasama organı TBMM, genel seçimler sonucunda oluşmaktadır. Parlamenter sistemin en yakınılan noktalarından birisi, yasamanın halktan kopuk olmasıdır. Bu durumun giderilebilmesi için öncelikle seçmenlerin seçtikleri üzerinde denetim ve geri çağırma yetkisiyle donatılması gelmektedir. TBMM’nin temel işlevleri yasama ve yürütmenin denetlenmesidir. Uluslararası sözleşmelerin yasa niteliğinde olması, özellikle insan hakları, çalışanların örgütlenmesi gibi alanlarda işlememektedir. Yeni dünya düzeni, parlamentonun da işlevsiz kalmasını amaçlamaktadır. Parlamentonun bugünkü yapısı bu işlevsizliği kendiliğinden doğurmaktadır.Görev parlamentonun niteliğini yükseltmek, geliştirmek ve toplumcu demokrasinin sınırlarının geliştirilmesi için görevini yerine getirmesini sağlamaktır. Parlamento, üyelerin özgür iradelerini kullanmadıkları, seçilmişten çok atanmışlardan oluşan bir organ görünümündedir.

YÜRÜTME

Yürütme de devletin bir başka işlevidir ve hükümet tarafından yerine getirilir. Siyasal iktidar ekonomik iktidarın temsilidir. Demokraside en önemli gelişmeler yürütmenin yetkilerinin sınırlanması, bu sınırlamanın genel normlarının belirlenerek hukuk devleti kavramına varılması olmuştur. Oysa ’82 Anayasası yürütmenin üstünlüğünü benimsemiştir. Siyasal iktidarın hiç bir kararı ya da eylemi “tarafsız” değildir ve her karar ya da eylem bazı sınıf ve katmanların lehine diğerlerinin aleyhinedir; yürütmenin temel işlevi, büyük çoğunlukla da iktidarda olan sınıfların çıkarları doğrultusunda kaynak dağıtımını gerçekleştirmektir. Yürütmenin karar ya da eylemleri ancak ulusal bağımsızlık koşullarında millet menfaati kavramına uygun düşer..

 

Demokratik bir yürütme için:

YARGI VE GÜÇLER AYRILIĞI

Güçler ayrılığı, yasama, yürütme ve yargının birbirlerinden bağımsızlığını anlatır. Ancak ülkemizde güçler ayrılığı kavramı öncelikle yargının yasama ve yürütmeden bağımsızlığı konusunu gündeme getirmektedir. Hukuk devleti kavramının önemli bir parçası yargı denetimidir. Yargının yasama ve yürütmeyi denetleyebilmesi, iktidarın keyfiliğini önleyebilmesi öncelikle yargının bu organlardan bağımsız olmasını zorunlu kılar. Bu zorunluluk 18. Yüzyıldan bu yana demokrasinin önemli bir unsuru olarak anılmakta ve 1789 İnsan ve Yurttaş Hakları Bildirisi’nde “vatandaş haklarının güven altına alınmadığı ve güçler ayrılığının sağlanmadığı bir toplumda anayasa yok demektir” denilmektedir. Yargı bağımsızlığı, ülkemizde en çok yakınılan konulardan birisidir. Ülkemizde yargının bağımsızlığı büyük ölçüde yürütmenin müdahale ve baskısıyla karşı karşıyadır. Bu durum özellikle olağanüstü dönemlerde çarpıcı biçimleriyle ortaya çıkmakta, örneğin Sıkı Yönetim Mahkemelerinin aynı davada verdiği mahkumiyet kararları olağan mahkemelerde beraatle sonuçlanabilmektedir. Öte yandan yargıya hizmet etmesi gereken kolluk güçleri görevlerini yapma konusunda keyfi davranabilmekte, böylece yargının işlemesini olanaksız hale getirebilmektedir. Bir yıldan bu yana gündemimizde önemli bir yer tutan Susurluk olayının bir türlü yargı önüne getirilememesi, güçler ayrılığının önemini yeterince açıklamaktadır

43-Risk nedir? Risk Yönetimi nasıl olmalıdır

olabilecegin en kotusunun ve de en iyisinin dusunulup her ikisinin de fark etmeyecegi goruldugunde insanin goze alacagi, almak zorunda oldugu seydir risk.

Risk Nedir?

Risk, belirli bir zaman aralığında, hedeflenen bir sonuca ulaşamama, kayba ya da zarara uğrama olasılığıdır. Risk, gelecekte oluşabilecek potansiyel problemlere, tehdit ve tehlikelere işaret eder.

Risk;

Genellikle tam ve net olarak bilinemez ya da öngörülemez (belirsizlik).

Zamanla değişir.

Yönetilebilir bir olgudur.

Sonuç üzerinde olumsuz etkileri vardır.

Riskin temel bileşenleri; oluşma olasılığı ve oluşması durumunda sonucu ne ölçüde etkileyeceğidir.

Risk = f (olasılık, etki)

Riske kazanç elde etme fırsatı olarak bakılmalı, risklerin fırsata dönüştürülmesi için sistematik bir çaba gösterilmelidir.

Riskler birbiriyle etkileşim içerisinde olan üç temel alanda ele alınır:

Teknik/performans

Maliyet

Çizelge (schedule)

Teknik risk hedeflenen (tahmin edilen ve planlanan) performans değerine ulaşamamanın bir ölçüsüdür. Maliyet riski tahmin edilen ve planlanan maliyet değerinin aşılması durumuna karşılık gelir. Ekonomik koşullardaki belirsizlikler önemli maliyet risk kaynaklarından biridir.

Çizelge riski bir işin tahmin edilen ve planlanan sürede gerçekleştirilememesinin bir ölçüsüdür. Performans, çizelge, maliyet tahminlerin gerçeğe en yakın bir şekilde yapılması hedeflenen sonuca en az riskle ulaşılmasını sağlayacaktır. Tahminlerin verilere dayalı ve sistematik olarak yapılması gerekir.

 

 

Risk Yönetimi

Risk yönetiminin temel hedefi, karar verme mekanizmaları için riskleri görünür ve ölçülebilir hale getirmek, subjektifliği azaltmaktır.

Risk Yönetimi atılgan (proaktif) karar ve faaliyetler ile sürekli olarak risklerin belirlendiği, hangi risklerin öncelikle çözümlenmesi gerektiğinin değerlendirildiği, risklerle başa çıkmak için stratejiler ve planların geliştirilerek uygulandığı bir sistematiktir.

Risk yönetimi belirsizlikleri ve belirsizliğin yaratacağı olumsuz etkileri daha kabul edilebilir düzeye indirgemeyi hedefleyen bir disiplindir. Risklerin probleme ya da tehlikeye dönüşmeden belirlenmesi ve en aza indirgenmesi faaliyetlerinin planlanması ve yürütülmesini kapsar.

 

44-POLİSİN TANIMI, YETİŞTİRİLMESİ, GÖREVLERİ VE ÇALIŞMA KOŞULLARI

Bu bölümde polisin tanımı, yetiştirilmesi, görevleri ve çalışma koşulları verilmiştir.

2.1. Polisin Tanımı

Polis (Police, Polizei); kent düzenini ve kentin huzur ve güvenliğini sağlayan bir örgüt ve bu örgütteki kamu görevlilerini ifade eder (Özcan, 1993, 627).

Polis; kamusal ve bireysel güvenliği, kamu düzenini ve konut (mesken) masuniyetini (can ve mal güvenliği ile konut dokunulmazlığı) korur. Halkın ırz (namus, iffet) korurken bir yandan da halkın dinlenmesini (huzurunu) sağlar. Yardım isteyenlerle, yardıma muhtaç olan çocuk, sakat ve çaresizlere yardım eder. Yasa, tüzük ve yönetmeliklerin endisine verdiği görevleri yapar (PVSK, 2001, 1).

4652 sayılı Polis Yüksek Öğretim Kanunu ile Polis Akademisi Başkanlığı, Üniversite konumuna getirilmiş, bünyesinde iki yıllık Polis Meslek Yüksek Okulları, Güvenlik Bilimleri Fakültesi ve Lisansüstü eğitim veren Güvenlik Bilimleri Enstitüsü kurulmuştur.

Polis Meslek Yüksek Okullarına ÖSYM sınavında başarılı olanlar arasından; yapılan özel yetenek sınavıyla başarılı olanlar seçilmektedir.

 

2.3. Polisin Görev ve Yetkileri

 

Polisin görev ve yetkileri 2559 sayılı Polis ve Selahiyet Kanunu’nda sayılmıştır.

 

2.3.1. Polisin Görevleri

 

Polisin güvenlikle ilgili görevleri şunlardır:

 

• Polisin Yardım Görevleri

• Huzur ve Düzen Sağlama Görevleri

• Önleme ve Koruma Görevleri

• Suç Araştırması Görevleri

• Polisin Diğer Görevleri

2.3. 2. Polisin Yetkileri

 

Polisin yetkileri şunlardır:

 

• Parmak İzi ve Fotoğraf Alma

• Film ve Senaryoları Denetleme

• Kapatma

• Arama, El Koyma ve Yakalama

• Silah Kullanma

• Gözaltına Alma

3.1. Medyanın Tanımı

 

Medya tanım olarak yığınlarla iletişimi sağlayan radyo, televizyon, gazete ve dergiler gibi basın yayın organlarının tümünü kapsayan ortak addır (Püsküllüoğlu, 1994, 723).

Medya tanım olarak kısaca; televizyon, radyo ve gazetelerden oluşan kitle iletişim araçlarıdır (Oxford Advanced Learned Dictionary, 1994, 773)

Medya; ingilizcede mass media olarak tanımlanan kitle iletişiminde halka bilgi dağıtmak için çeşitli araçlardır (Redhouse Dictionary, 1992, 358).

3.2. Medyanın Önemi

 

6. SONUÇ

 

Halkın güvenliğini sağlayan polis örgütü ile halkın ülkedeki olaylardan haber almasını sağlayan medya kuruluşları sonuç olarak birlikte kamu hizmeti sunmaktadırlar.Bu nedenle polis örgütü ile medya arasında işbirliği ve yardımlaşma bir zorunluluktur.Medya polis örgütünü ve gerekliliğini halka tanıtmalı,olayları nesnel olarak ele almalı ve polisteki olumlu gelişmeleri de halka anlatmalıdır.

Polis örgütü medya elemanlarına yardımcı olmalı, olaylarla ilgili olarak bilgilendirmeli ve medya elemanlarını polis karşıtı olarak algılamamalıdır.

olis medya iletişimi önerdiğim biçimde kurulduğu zaman yurttaşlara güvenlik ve bilgilendirme işleri daha etkili, nitelikli ve verimli olarak sunulacaktır.

Bunun gerçekleşmesi de polisin meslek öncesi eğitiminin fakülte düzeyine yükseltilmesi, görevdeki polislere hizmetiçi eğitiminin de öğretim üyelerince verilmesi gerekmektedir.

Bu eğitimlerinin önerdiğim biçimde gerçekleşmesi sonucunda polis:

 

• Güvenlik hizmetini daha iyi (nitelikli) sunacak.

• İnsan haklarına daha saygılı olacak.

• Yurttaşlarla daha iyi iletişim kurabilecek.

• Cumhuriyetin niteliklerine ve demokrasiye inanan birer “kamu güvencesi” olacak.

• Halkın polise korkuyla bakması, polisin halka kuşkuyla bakması anlayışı değişecek.

• “Eğitim ve Çevre” bilinçli polisler nicelik olarak artarak kentsel yaşam kalitesini yükseltecek.

• Polis medya iletişimi en iyi biçimde gerçekleşecektir.

45-Toplam kalite konusundaki düşünceleriniz nelerdir?

Müşteri isteklerinin sürekli gerçekleştirilmesini hedefleyen, “Müşteriyi memnun et ki, kurum yaşasın” temeli üzerine kurulu olan Toplam Kalite Yönetimi; müşteri odaklılık, liderlik, çalışanların katılımı, proses yaklaşımı, yönetimde sistem yaklaşımı, sürekli iyileştirme, verilere dayalı karar verme yaklaşımı ve tedarikçilerle karşılıklı faydaya dayanan ilişkiler olmak üzere 8 temel prensibin bütünleşmesiyle oluşmuştur.

Diğer prensipleri bir kenara bırakarak ”liderliğin” Toplam Kalite’deki yeri ve etkisi üzerinde duracağız.

Genel anlamda liderlik; danışmanlık, güven, sevgi, tutarlılık, devamlılık, sabır, etkileyebilme, sürükleyebilme, karar verme, risk, karizma, kültür, mantık, vizyon ve yüksek özgüven isteyen bir durumdur. Toplam Kalite Yönetimi’nin uygulanmasında buyetkinlikleri en üst seviyede taşıyan etkin bir liderin olması son derece önemlidir.

 

Kalite Yönetimi’nde liderlik görev ve sorumluluklarını şu şekilde özetleyebiliriz:

 

• Takım çalışmasına inanmalı ve bu yöndeki çalışmalar desteklenmelidir.

• Çalışanlar arasında saygı ve güven ortamı tesis edilmelidir.

• Önemli kararlar alınmadan önce çalışanlara danışılmalıdır.

Lider, ”sinerjik yönetim anlayışını” organizasyonda etkin kılmalıdır. Sinerjizm, dar anlamda tüm çalışanların yönetime katılımı, geniş anlamda ise organizasyonda insan, sistem, donanım vb. gibi unsurların bir arada bulunması anlamına gelmektedir. Yapılan işte, alınan kararlarda kendisinden de bir şeylerin olduğunu gören çalışanlar hem moral olarak hem de enerji olarak kendisini daha iyi hissedecek ve bu durum da organizasyonu diri tutmaya yardımcı olacak, hantallıktan kurtaracaktır.

 

• Organizasyonda müşteri üzerinde odaklanmış ve ona kaliteli hizmet sunmayı amaçlayan bir misyon üstlenilmelidir.

• Problem çözme konusunda kararlı olunmalıdır.

1. TOPLAM KALİTE YÖNETİMİ

 

Toplam kalite yönetimi bir işletmede verimliliğin maksimum düzeye çıkarmak, sıfır hataya yaklaşmak ve % 100 müşteri tatminini sağlamak için benimsenmesi gereken ve şirket içi tam katılım sağlandığı bir yönetim anlayışıdır. Toplam Kalite Yönetimini başarmanın en önemli adımı Toplam Kalite Yönetiminin bir araçlar topluluğu değil, bir yönetim anlayışı olduğunu kavramaktır. Çoğu şirketin bu konuda başarısız olması bu iki yaklaşım arasında bocalaması sebebiyledir. Toplam Kalite Anlayışının en temel özelliği insana bakış açısıdır. Yüzyılların Kapitalist ve Marksist anlayışları değişmeye başlamış Materyalist temelli beyinler “insana değer veren” yaklaşıma muhtaç olur hale gelmişlerdir. Bu yaklaşım bizim kültürümüzde asırlardır zaten mevcut idi. İnsan, insan ve insan…Onlar olmadan hiçbir yönetim anlayışı ve ideoloji varlığının uzun süre sürdüremez.(Kalder Önce Kalite Dergisi,Temmuz 2000,ss.2-9)

 

Geleceğin başarılı şirketleri kuruluşların insana (tüketici,müşteri,çalışan,hissedar, tedarikçi,toplum) hizmet için var olduğunu unutmayarak insan beklentilerini dengeleyerek karşılayan kuruluşlar olacaklardır.

 

2. SÜREKLİ İYİLEŞTİRME

 

Japon veya Uzakdoğu felsefesine göre hiçbir şey mükemmel değildir,her şeyi daha ileriye götürmek mümkündür. Bu anlayış her şeyi daha ileriye götürecek bir taraf aranmasını gerektirir. Bu da iki önemli ilkeyi gerekli kılar:İsrafı azaltmak ve sorunları gizlemek yerine ortaya çıkarmak.(Yamak,1998,s.148.) İsraf veya muda; Japon tarzı üretim anlayışında hiç arzu edilmeyen bir şeydir.Bir işi yaparken gereksiz yere kullanılan herhangi bir kaynak (makine,malzeme,insan gücü,enerji,vb.)israftır. İsraf çok geniş kapsamlı bir kavramdır.Kapsamına,örneğin düzenli yerleştirilmemiş alet takımları arasından istenileni aramak ve bulmak için geçen zaman da girer.Atıl duran veya boş bekleyen makine veya işçi israftır.İsrafı azaltan her önlem projesi iyileştirmede ileriye doğru atılmış bir adım sayılır. Sorunların üzerine gitmek; sorunların gizlenmesi yerine

44-Başarıyı nasıl tanımlar ya da değerlendirirsiniz?

 

Başarı üniversiteye gidip, zengin olmak değil; iyi insan olabilmektir

Takdir-teşekkür almak, üniversiteyi kazanmak, zengin olmak, iyi bir iş sahibi olmak bir başarıdır. Ama gerçek başarının kendisi değildir. Asıl başarı kendisini tanıyan, kendisi ve çevresi ile barışık, iyi bir anne, iyi bir baba olabilmektir.

Başarı nedir?

İyi bir üniversiteyi kazanmak mı?

Yoksa zengin olmak mı?

Veya bir öğrenci için her dönem takdir belgesi almak mı?

Ya da iyi bir meslek sahibi olmak mı?

Kimi insanlar için bunlar başarı göstergesi olarak kabul edilebilir… Ama asıl önemli olan öğrencilerin (çocuklarımızın) şu ya da bu meslekte olması değil, “hayatta başarılı olmak” amacına yönelik, geniş bir kültür yelpazesine sahip olacak şekilde yetiştirilmelerini sağlamaktır. Çocuklarımızın; sağlıklı düşünüp, isabetli kararlar verme hasletlerini geliştirmeyi ön plana alan bir eğitim stratejisi uygulamaya çalışmalıyız. İleriki hayatta hangi işe el atarlarsa muhakkak başarılı olmalarını hedefleyip ve bu hedefler doğrultusunda yönlendirmeliyiz.

Bilindiği üzere her güzel sonuç için, önce biraz sıkıntı ve zahmet çekmek, çalışıp çabalamak gerekir. Ve bizim (öğretmenler ve ebeveyn) meşgalemiz olan eğitim özellikle zahmetli, zaman isteyen bir uğraştır. Neticesini almak için son derece sabırlı olmak gerekir.

 

45-İş hayatında başarılı olmak için neler yapmak gerekir?

 

NLP Ve İş Yaşamı

 

İyi bir iletişimin nasıl yapılacağını son derece iyi anlatan, ayrıca iletişimin başarıdaki önemini sürekli vurgulayan NLP tekniği, 21. Yüzyılın başarı teknolojisi olmaya aday bir bilim dalıdır.

 

NLP tekniği, özellikle iş dünyasında, yönetim, iletişim, motivasyon, kişisel gelişim, hedef belirleme liderlik gibi konularda farklılaşma sağlamakla kalmayıp, aynı zamanda spora, aile yaşamına ve kendini geliştirmeye uygulanabilir. Başarıya ulaşmak ve kişisel mükemmelliği yakalamak isteyen insanların, değiştirmesi gereken tutum ve inançlarını değiştirmeyi kolaylaştırarak kişisel hedeflere başarılı bir şekilde ulaşmasını sağlar. Bu nedenle yönetim ve eğitim alanında sıkça kullanılmaktadır. Nitekim Avrupa kupasını elde eden Galatasaray futbol takımının teknik direktörü Fatih Terim’in NLP tekniği ile eğitilerek takımını başarıya ulaştırdığı bilinmesi gereken önemli bir konudur. Bu nedenle kişilerin motivasyon, karar alma, yaratıcılık, iletişim gibi basit zihinsel stratejileri benimsemesi esnasında NLP tekniği yeniden değerlendirmeler sağlayarak, bu kişilerin başarılı liderler haline gelmelerine de olanak tanımaktadır.

 

Bu durum da bizi çok önemli bir soruya, “İşyerinde ve özel yaşamda başarının anahtarı nedir?” sorusuna götürüyor. Cevabınıysa “Gerek işyerinde gerekse özel yaşamda elde ettiğimiz başarıların temelinde ‘duygusal zekayı kullanmak ve duyguları yönetmek’ yatıyor” şeklinde verebiliyoruz.

 

Peki Duygusal Zeka (EQ) nedir, ne anlama gelir? İlk kez John Mayer ve Peter Salovey’in 1989′da yayınladıkları makalelerinde kullandıkları Duygusal Zeka kavramı, içinde barındırdığı duygu kelimesinden yola çıkarak sanılabileceği gibi “duygusal olmak” anlamına kesinlikle gelmemektedir.

 

Öncelikle; Duygusal Zeka, bildiğimiz ve alışık olduğumuz şekliyle, bilgi edinme, hatırlama, analitik düşünme ve problem çözme gibi Akılsal Zeka kavramı altında birleşen çeşitli bilişsel becerilere sahip kişiler için kullandığımız ‘akıllı kişi’ kavramına yeni bir tanım getirir. Yaşamda başarılı olabilmesi için “akıllı kişi”lerin bu özelliklerin yanısıra sahip olmaları gereken kişisel ve sosyal özellikleri bize hatırlatır.

 

Duygusal Zeka kavramı, kısaca “kişinin hem kendi duygularının, hem de karşısındaki kişilerin duygularının farkında olması, onları anlaması, tanımlaması, kaynakları ve nedenleriyle bağlantılandırması, duygularını yönetmesi ve onlardan gerek kişisel alanda gerekse kişilerarası ilişkilerinde etkin bir biçimde yararlanması” olarak açıklanabilir ve görüldüğü üzere içinde “kişisel farkındalık”, “empati” (kendini karşısındaki kişinin yerine koyarak, onun duygu ve düşüncelerini doğru olarak anlaması), “duygu yönetimi” ve “ilişki yönetimi” gibi hem kişisel ve hem de sosyal yetkinlikleri barındırır.

 

Duygusal Zeka’nın akıl kavramının karşıtı olmadığının anlaşılması son derece önemlidir. Hem duygu hem de zeka kavramlarını içeren Duygusal Zeka, bilişsel beceriler ile hisleri bir araya getirmeyi hedefler. Bu, kalbin akıl karşısında kazandığı bir zafer değildir, akıl ile kalbin bir birleşmesidir. Başka bir deyişle, Duygusal Zeka kişinin duygularını karşılaştığı problemleri çözmek ve daha etkin, başarılı ve mutlu bir yaşam sürmek için yol gösterici olarak kullanmasıdır.

 

Duygusal Zeka’nın temelindeyse ünlü Yunan filozofu Socrates’in de söylediği gibi öncelikle ‘kişinin kendisini tanıması’ yatar. Kendini tanıyan, duygu ve düşüncelerinin farkında olan, güçlü ve geliştirilmesi gereken yönlerini bilen bir kişi kendi duygu, düşünce ve davranışlarını yönetebilir ve kişilerarası olumlu ve yapıcı ilişkileri kurabilir.

 

Duygusal Zeka yaklaşımı çerçevesinde büyük önem taşıyan “Yönetmek” kavramı, sadece yöneticilerin kendilerine bağlı çalışanları yönetmesi anlamıyla sınırlı kalmamakta, tersine, en önemli farkı yaratanın öncelikle kişinin kendini yönetmesi olduğunun altını çizmektedir.

 

Uzun yıllar boyunca, kişilerin özel yaşamlarında önemli bir yere sahip olan duyguların, geleneksel bir yaklaşımla, işyaşamında önemsenmediğini, göz önüne alınmadığını, tersine gereksiz ve pek çok durumda da zarar verici sayıldığını görüyoruz.

Oysa günümüzde, kişinin duygusal farkındalığı, duygularını yönetebilme ve güvene dayalı, sağlıklı ilişkiler kurma becerisi, başka bir deyişle gelişmiş bir Duygusal Zeka’ya sahip olması işyerinde başarının anahtarı olarak karşımıza çıkmaktadır.

 

46-Internet Ne işe Yarar?

 

Bilgi paylaşımı için global bir yapı sağlayan Internet, iletişime de farklı boyutlar kazandırmıştır.

 

Aşağıda, Internet’ in hangi amaçlarla kullanılabileceğine ilişkin amaçla kullanıldığına örnekler bulacaksınız:

 

• Dünyanın en büyük kütüphanelerinde araştırma yapabilirsiniz,

• Farklı ülkelerde yaşayan meslektaşlarınızın yaptıkları çalışmaları inceleyebilirsiniz,

• Başka bir ülkede öğrenim gören çocuğunuza elektronik postayla mektuplarınızı bedava ve çok kısa zamanda gönderebilirsiniz,

• Internet üzerinden eğitim veren bir üniversitede okuyup mezun olabilirsiniz,

• Farklı mekanlardaki arkadaşlarınızla sohbet edebilirsiniz,

• Filmlerin tanıtım görüntülerini izleyip, akşam gideceğiniz filmi seçebilir, biletinizi de satın alabilirsiniz,

• Alış-veriş yapabilirsiniz, rezervasyon yaptırabilirsiniz,

• Anket yapabilir, yapılan bir anketi cevaplandırabilirsiniz,

• Kendi web sayfanızı hazırlayarak çalışmalarınızı yayınlayabilirsiniz,

 

47-Beden dilinin iletişimdeki rolü nedir?

 

İnsanlar konuşarak anlaşmayı geliştirmeden önce, beden dilleriyle anlaşırlardı. Beden dili insanların ilk anlaşma aracı ve ilk dili olmuştur. Bedenleri dili aracılığıyla insanlar duygularını, düşüncelerini, isteklerini, ihtiyaçlarını ve ruhsal zenginliklerini başka insanlarla paylaşmışlardır.

 

Günümüzde dünyanın en çok konuşulan dili olan İngilizcede beden ve ruh ilişkisini açıkça vurgulayan sözcükler vardır. Örneğin, bu dilde “birisi” anlamına gelen “somebody” ve hiçkimse anlamına gelen “nobody” sözcüklerin her ikisinde de bulunan “body” sözcüğü “beden” anlamına gelmektedir. Beden olmaksızın varlık olmaz ve dolayısıyla insanın kendisiyle ilgili bir kavram da söz konusu olamaz.

 

İlk dilimiz – beden dilimizdir

 

Ana dilimizden başka bir dil ögrenmek için, zaman ve enerji harcariz. Bir yabanci dili, iyi ögrendigimiz ölçüde kendimizi daha iyi ifade edebiliriz. Karşimizdakini daha iyi anlariz. Temel dilimiz olan bedenimizin dili ögrenmek için neden zaman ayirmadigimizi anlamak güçtür. Hiçkimse beden dilinin ifadelerinden kaçamayacagi veya bunu bastiramayacagi için, bu dili ögrenmeye çalişmak çok yararlidir. Böylece, kendi dünyamizi yansitma biçimimiz ve birlikte yaşadigimiz insanlarin iç dünyalariyla ilgili önemli bilgilere sahip oluruz. Aslinda her insan, beden dili konusunda bildigini düşündügünden, çok daha fazlasini bilir.

 

Eğer beden dilimize önyargısız ve cesaretle yaklaşırsak birçok görüşme ve karşılaşmanın sonucunu başarılı kılmamız mümkün olur

 

Kültür beden dilini etkiler

 

Farklı kültür gruplarına girdikçe sözsüz iletişim mesajlarının ayrıntılarını değerlendirmek zorlaşır. Grupların sessiz dillerinin anlamak için önemli ölçüde bilgilenmeye ihtiyaç vardır. Bunun için o insanların kültürünü, ilişkilerini, iletişimlerini ve dünya’ya bakışlarını tanımak gerekir. Kültür, tarih boyunca insanın doğaylı ve insanla ortaya çıkan problemlerinin ve zorlanmalarının çözüm biçimidir.

 

46-uyum sürecinde polisin rolü ne olmalıdır?

 

AB İle Gelişen Demokrasi ve İnsan Hakları Anlayışının Polis Halkla İlişkilerine Etkisi

 

Ulusal programı ve İzleme raporlarını incelediğimizde AB’ne üyelik için ülkemizden istenen koşulların başında “Demokrasi ve İnsan Hakları” gelmektedir. Özellikle AB uyum çerçevesinde yasaların daha demokratik hale gelmesi için “Anayasa’da”, “Türk Ceza Kanununda”, “Terörle Mücadele Kanununda”, “CMUK’da”, “PVSK’da” ve birçok kanunda değişiklikler yapılmıştır ve yapılmaya da devam edilmektedir. Çıkarılan bu Uyum Yasalarıyla AB yolunda çok önemli adımlar atılmıştır.

 

Polis yasaların uygulayıcısıdır. Yasalardaki değişim polisin uygulamalarını da değiştirecektir. Öyleyse “AB’ne giden yol, her ne kadar Diyarbakır’dan geçse de, Diyarbakır’dan önce uğrayacağı en önemli durak, karakollar ve şubelerdir”21 gerçeğini çok iyi kavramak gerekir.

 

Ulusal programda geçen “ifade özgürlüğü, işkencenin önlenmesi, insan hakları, vd.” gibi kavramlar “polis teşkilatının” da üzerinde durduğu olgulardır. Emniyet teşkilatı bu hususta somut adımlar atmaya çalışmakta, polislerin eğitimlerine önem vermekte ve halka karşı kötü muamele yaptığı saptanan personelle ilgili gerekli işlemleri kararlılıkla yapmaktadır. Çünkü herkes günlük yaşamında insan haklarıyla iç içe yaşamaktadır. Özgür bir şekilde düşündüğünü “ifade edebilmek”, istediği yere “seyahat edip, yerleşebilmek”, diğer bireylerle ve devlet makamlarıyla olan ilişkilerinde “insanca ve hakça muamele görebilmek”, insanın günlük yaşamında kullandığı ve yararlandığı haklardan sadece birkaçıdır. Bunlar ise “yasaların da insan odaklı” olmasıyla yakından ilintilidir. “Demokratik bir toplumda kendisinden çok şey beklenen polisin en temel görevi, bireyleri yasalar çerçevesinde tutarak kamu düzenini korumak ve toplumsal barış ve huzurun sağlamaktır.”22 Öyleyse çıkarılan yasalar oldukça önemlidir.Örneğin bir AB üyesi ülke olan Almanya Anayasasının ilk maddesi “Herşey insan içindir.” İnsanı esas alan ve insana değer veren “insan odaklı” yasaların çıkarılması polisin uygulamalarında halka yakınlaştıracaktır.

 

47- AB ile Polisin Halkla İlişkilerinde Yeni Bir Model: Toplum Destekli Polislik (Community Policing)

 

AB ile bir bölgesel birliktelikte bulunacak toplumumuzda da bir takım değişimler olacaktır. Bizler bu değişimin şimdiden okunmasında yarar bulmaktayız. Çünkü toplumsal birliktelikler devletimize kazandırabilir de kaybettirebilir de! Öyleyse toplum olarak / kurum olarak AB sürecini iyi değerlendirmeliyiz ve kendi insanımızı tanıyarak üyeliğe hazırlanmalıyız.

 

Bir toplumun göstergesi polistir diyebiliriz. Polis devletin simgesidir, toplumu yönlendirici bir kuruluştur. “Demokratik bir ülkede polis, ülkenin sosyal, siyasal ve yönetim yapısı ile yakından ilişkilidir. Çünkü polis, yürütmenin bir parçası ve genel yönetim yapısının bir yansıtıcısıdır. Hatta ülkeler polisin tutumuna göre “sert” ve “yumuşak” diye ikiye ayrılmaktadır.”33 Toplumsal değişim, polisin değişimini de getirecektir.

 

Polis teşkilatı özverili çalışmalarını halkımıza anlatarak kendi tanıtımını yapmalı, daha sonra bilimsel veriler ışığında çalışmalar yaparak “nasıl göründüğünü” saptamalıdır. Özellikle son dönemlerde düzenlenmekte olan “Basın ve Huzur Toplantıları” oldukça yararlı bir uygulamadır.

 

Günümüzde Polis teşkilatının başarısı çözdüğü olaylarla değil “vatandaşla” geliştirilen ilişkilerin ölçüsüne ve suçu önlemede halktan alınan desteğin oranı ile ölçülmektedir.

 

AB’ne geçiş ile polisimizin uygulamalarında toplum desteğini alması gerekecektir. Çünkü güvenlik hizmetlerinin önemli bir bölümünü teşkil eden suçla mücadeleye toplumun sistematik olarak katılımı sağlanmalıdır. Böyle olunca suçla mücadelede polis yalnız kalmayacaktır.

48-1-)Kurum içi iletişimden ne anlıyorsunuz?

 

Kurum İçi İletişim, kurumun misyonu, vizyonu, değerleri ve stratejilerinin çalışanlar tarafından benimsenmesini ve çalışanların kurumlarının elçisi haline gelmelerini sağlamak; çalışanların kurumu iş sonuçlarına ulaştırma aşamasındaki inanç ve katılımını artırmak üzere geliştirilen iletişim stratejisi planlaması ve uygulamasını içerir.

 

Bersay Kurum İçi İletişim Planlarını oluştururken şu konuları dikkate alır:

 

” Kurumun misyon, vizyon, strateji ve iş hedefleri,

” Kurumun kültür ve değerleri,

” Her bölüm ve iş biriminin kısa ve uzun vadeli iş hedefleri,

” Farklı görevlerdeki çalışanların, kurumun mevcut durumu ve hedefleriyle ilgili bilgi düzeyleri ve görüşleri,

” Üst yönetimin çalışanların kurum ile ilgili nasıl bir algıya sahip olmak istediklerinin belirlenmesi,

” Hedeflenen algıyı oluşturmak için gerekli iletişim kanallarının saptanması,

” Hedeflenen algıya ne oranda ulaşıldığının ölçümlenmesi.

Bersay, müşteri memnuniyetinin ancak çalışan memnuniyeti ile sağlanabileceği gerçeğinden yola çıkarak; hazırladığı kurum içi iletişim planlamaları ve uygulama çalışmalarıyla, çalışanların birer kurum/marka elçilerine dönüşmesini hedefler.

 

KURUM BAŞARISINI ARTIRMA YÖNTEMLERİ

 

“Konulmuş olan hedeflere varma”

 

“Başarı, beklenen hedeflerin, beklenen zaman ve norm içinde, beklenen niteliklerde elde edilmesi”

 

Kurum başarısını artırma yöntemleri:

 

1. Başarıyı engelleyen faktörlerin minimize edilmesi

 

2. Başarıyı artırmak için yapılması Gerekenler

 

1. Başarıyı engelleyen faktörlerin minimize edilmesi:

 

Kurum başarısını engelleyen faktörler

 

• Bilgi yetersizliği

• Çalışanların yeteneklerinin İşe uygun olmaması

• Stresin bireyleri ve kurumu felç etmesi

• Değişime duyarlı olmama

• Örgüt içi iletişim kopukluğu

• İş ortaklarıyla sorunlar

• Rekabet

• Yıkıcı aile ilişkileri

42-)Kitle psikolojisi ile insan psikolojisi arasında ne tür ilişki ya da fark var?

 

Bireysel psikolojiyle toplum ya da kitle psikolojisi arasında ilk bakışta bize pek önemli görünebilecek karşıtlık, konuyu biraz derinliğine ele aldığımız zaman anikonu yitirir sivriliğini. Gerçi bireysel psikoloji tek insan üzerine eğilir ve onun içgüdüsel gereksinimlerine hangi yollardan doyum sağlamaya çalıştığını araştırır. Ama bunu yaparken, bireyin öbür bireylere ilişkilerini ancak seyrek olarak, ancak istisna sayılacak belli koşullarda gözden uzak tutar. Bireyin ruh yaşamında başkaları’nın örnek, obje, yardımcı dost ya da rakip kişiler olarak her vakit rol oynadığı görülür.

 

Kitle Psikolojisi

 

Kitleyi; belirli özellikleri olan kişilerin bir araya gelmesi ile oluşan insanlar topluluğu şeklinde tanımlamak mümkündür. Kitleden sadece belirli bir zaman diliminde birarada bulunan insanları anlamamak lazımdır. Birbirinden uzakta bulunan binlerce ortak bir mesele veya fikrin birleştirici gücü ile kitle kavramını oluştururlar. Kitlelerin, tek bir kişiden çok farklı karakteristik özellikleri vardır. Kitle içinde kişisel iradeler erimekte ve fikirlerle hisler aynı maksada yönelmektedir. Geçici, fakat kolektif bir ruh hali oluşturulmakta ve belirli nitelikler ortaya çıkmaktadır. Heterojen bir yapı içerisinde olan fertlerin bir araya gelmesiyle oluşan kitleleri, birbirlerine perçinlenen ve çeşitli maddelerden oluşmuş bir eşya gibi değerlendirmek mümkündür. Kitlelerin karakterini oluşturan, kitleyi teşkil eden unsurların karakter toplamı değildir. Aksine, kitleyi bir araya getiren fikrin özelliğine göre yeni bir karakterin ortaya çıktığı müşahede edilir. Ayrıca, kitle psikolojisi içerisinde bulunan bir çok kişinin, gerçekte kendi karakter ve ruh haliyle bağdaşmayacak durumlara rahatlıkla büründükleri, normal zamanlarda takınamayacakları tavırlar içersine girebildikleri görülmektedir. Bu durumu bir çeşit geçici şuursuzluk veya iradesizlik hali olarak izah etmek mümkündür. Grup içerisinde kişinin karakteri büyük ölçüde, geçici de olsa, değişime uğradığında, cimri bir insan cömert, şerefli bir kişi katil ve korkak bir kişi kahraman haline kolayca dönüşebilir. Tek başına olan bir adam bir sarayı ateşe veremeyeceğini, bir mağazayı yağmalayamayacağını bilir ve böyle bir şeye girişmek hemen hemen hiç aklına gelmez. Fakat bir kitleye bağlı olunca, çokluğun kendisine verdiği gücü anlar, cinayet yahut yağma için aldığı ilk telkine derhal kendisini teslim eder. Karşılaşılan her engel büyük bir şiddetle parçalanıp yıkılır. Bir kitle hareketi şimdiki zamanı sadece kötülemekle kalmaz, ayrıca onu kasten kötüleştirir. Asık suratlı, haşin, dik ve duygusuz bir kişilik modası yaratmaya çalışır. Zevkin ve konforun aleyhinde konuşur, insafsız ve hoşgörüsüz hayatı över. Basit eğlenceye adi, hatta kötü gözle bakar, kişisel mutluluk elde etmek için yapılan çabaların ahlaksızlık olduğunu ileri sürer. Bütün kitle hareketleri şimdiyi parlak bir geleceğe başlangıç olarak tarif etmek yoluyla değerden düşürürler. Şimdiki zaman, onlarca büyük mutluluk devrinin eşiğindeki paspastır; bir sosyal devrim hareketine göre şimdiki zaman, ütopyaya giden yoldaki küçük bir ara istasyondur. Kitle içerisinde ortaya konan davranışların ardında itiraf etmediğimiz bir takım gizli dürtülerin, bastırılmış duyguların bulunduğunu da söylemek mümkündür. Kollektif bir yapı ve ruh hali içerisinde kişilerin fikri seviyeleri başka bir deyişle kişilikleri silinir. Aykırılıklar, benzerlikler içinde boğulurlar ve irade dışı nitelikler kitle içinde hakim olur. Bundan dolayıdır ki, kitlelerden seviyeli hareketler ve tepkiler beklemek yersizdir. Kitlelerde hakim güç, düşünce değil, hislerdir. Kitle içerisindeki birey bazen “bunu grupta söylemeyeyim yanlış anlaşılabilirim.” düşüncesiyle kendisini olduğu gibi ifade etmekten çekinirken, bazen de “onlar gibi davranmazsam beni dışlarlar, dışlanmak istemiyorum” diyerek içine çok fazla sinmeyen davranışları da (grup adına) yapabilmektedirler. Kitle içerisinde bulunan insanların çok kolay hırçınlaştıkları ve tahripkar olabildikleri görülür. Etkilendikleri fikre göre, kitle içinde yer alan insanların şiddet, vahşet gibi tahripkar olaylar çıkarma merak ve arzusu, kitlenin her an şiddete yönelik bir tehdit oluşturma ihtimalini ortaya çıkarır. Bir memleketin gençliğine verilen eğitim, o memleketin kaderini önceden görmeye yardım eder. Bugünün nesline verilen öğretim ve eğitim en karamsar tahminleri doğrulamaktadır. Kitlelerin ruhu kısmen eğitim ve öğretim ile iyileşir veya bozulur. Kitle Psikolojisinin Özellikleri 1.Bireysel bilinç ve kişilik kaybolmuş, yepyeni bir varlık doğmuştur. 2.Bireylerde zihinsel bir birlik vardır. Coşkular, inançlar, yorumlar, istekler vs. ortaktır. 3.Mantıksal değerlendirmeler ve muhakeme yoktur; bunun yerine basit, ilkel ve abartılı duygular ön plandadır. Bu nedenle, Kitle telkine yatkındır. Tahriklere açıktır. Taklitçidir. Sorumluluk duyguları silinmiştir. Muhafazakar, bağnaz ve hoşgörüsüzdür. Ahlak kuralları tanımaz. Egemen olma, güçlü olma duygusu hakimdir.

43- “Toplum Destekli Polislik” denince ne anlıyorsunuz?

 

Her alanda, önemli değişim ve gelişmelere şahit olduğumuz günümüzde, devletimizin asli fonksiyonlarından olan emniyet ve asayişin sağlanmasında da, yeni yaklaşımlar gündeme gelmekte, bu oranda, polislik mesleğinin iç güvenlik hizmetlerindeki fonksiyonu da giderek artmaktadır.

 

Sivil toplumun ihtiyacı olan, insan haklarına saygılı ve vatandaş odaklı güvenlik hizmeti modeli sayesinde, polisimizin toplumumuzdaki yeri ve statüsü de yükselmektedir.

 

Polislik mesleği de, her geçen gün, yasal güç kullanmaya dayalı bir meslek niteliğinden daha ziyade, sosyal bir aktör olarak, toplumun güvenliğini vatandaşla birlikte üreten bir hizmet birimi haline dönüşmektedir.

 

Değerli Konuklar,

 

Polislik mesleği, dünyanın hemen her yerinde, stres düzeyi yüksek olan meslekler sınıfındandır.

 

Polisimiz, üstün fedakarlıkla, kendisine verilen emniyet ve asayişi sağlama görevini en iyi şekilde yerine getirmeye çalışırken, bazen de, vatandaşımızla yeterli iletişim kurulamaması ve müspet davranış eksikliği gibi sebeplerle, şikayetlere ve eleştirilere maruz kalmaktadır.

 

Şikayet ve eleştiri konusu yapılan ve personelimiz hakkında, olumsuz imaj edinilmesine sebep olan bu hususları; yapılan idari düzenlemelerle, verilen hizmetiçi eğitimlerle ve çalışma şartlarının iyileştirilmesi ile giderme gayreti içerisindeyiz.

 

İçişleri Bakanlığı olarak, konunun üzerinde hassasiyetle duruyor, vatandaşımızca şikayet konusu yapılan hususların ve görülen aksaklıkların giderilmesine gayret ediyoruz.

 

Alınan tedbirler ve yürütülen hizmetiçi eğitimlerle, bu konuda epeyce mesafe alındığını da görüyor ve bundan, gerek bakanlığım ve gerekse emniyet mensuplarımız adına, büyük bir memnuniyet duyuyorum.

 

Artık, vatandaşımız, sadece polisten gördükleri olumsuz davranışlardan şikayet etmiyor; bundan daha çok, gördükleri centilmen davranışlar, karşılaştıkları nazik ve insanca muamelelerden dolayı, teşekkür ve takdirlerini ifade ediyorlar.

 

Vatandaş memnuniyetini en üst düzeye çıkararak, bu takdirleri ne kadar arttırabilirsek, polisimizin toplum nezdindeki değerinin de o düzeyde artacağına inanıyorum.

 

Giriş

 

Toplum destekli polislik, polis teşkilatları ile halk arasında ilişkiyi güçlendiren, toplum problemlerinin altında yatan nedenleri bulmayı çalışarak, suçla etkin bir mücadele sağlayan ve tüm bunların neticesinde de sosyal alanlardaki yaşam kalitesini attırmayı amaçlayan bir polislik anlayışıdır.

 

Halkın polisin en büyük yardımcısı olduğu anlayışını kabul eden toplum destekli polislik yaklaşımına göre, polisin suç ve suçlularla mücadelesi halkın da katılımı ile çok daha başarılı olacaktır. Bu başarı neticesinde polisin motivasyonu artacağı gibi, halkın da polis hizmetlerinde memnuniyeti ve sosyal yaşamdaki mutluluğu artacaktır.

 

Bugün dünyanın gelişmiş polis teşkilatlarında uygulanan toplum destekli polislik anlayışının teşkilatımızca benimsenmesi ve uygulanması amacıyla başlatılan çalışmalar halen devam etmektedir.

 

Ancak, toplum destekli polislik anlayışı, uygulandığı ülkenin sosyo-kültürel yapısına göre farklılıklar arz ettiğinden, ülkemiz için de, gelişmiş ülke uygulamaları esas alınarak bize özgü toplum destekli polislik anlayışının geliştirilmesi daha uygun olacaktır.

 

 

 

45-)NATO’nun günümüz dünyasındaki rolü hakkında düşünceleriniz nelerdir?

 

KUZEY ATLANTİK ANTLAŞMASI…

 

NATO’nun kuruluşuna ilişkin antlaşma

 

4 Nisan 1949

 

Kuzey Atlantik İttifakı’nın (NATO) kuruluşuna ilişkin antlaşma, 12 ülkenin katılımıyla 4 Nisan 1949′da Washington’da imzalandı.

 

“Washington Antlaşması” olarak da anılan antlaşma, bütün imzacı devletlerin onayları verildikten sonra 24 Ağustos 1949′da yürürlüğe girdi.

 

Antlaşmayı imzalayan 12 ülke şunlar: ABD, Kanada, Norveç, Danimarka, Hollanda, Belçika, Lüksenburg, İngiltere, Fransa, Portekiz, İzlanda, İtalya.

 

Türkiye ve Yunanistan’ın NATO’ya katılımına ilişkin Kuzey Atlantik Antlaşması Protokolü, 22 Ekim 1951′de Londra’da imzalandı. Türkiye, Kuzey Atlantik Antlaşması’nı 18 Şubat 1952′de onaylayarak (5886 sayılı yasa) NATO’ya üye oldu. Yunanistan da aynı tarihte Antlaşma’yı onayladı.

 

NATO’nun üye sayısı, Almanya (6.5.1955), İspanya (30.5.1982), Çek Cumhuriyeti, Macaristan ve Polonya’nın (12.3.1999) katılımıyla 19 oldu.

 

21-22 Kasım 2002 tarihlerinde gerçekleştirilen NATO’nun Prag Zirvesinde, Soğuk Savaş sonrası ikinci genişleme kararı alındı ve Bulgaristan, Estonya, Letonya, Litvanya, Romanya, Slovakya ve Slovenya, İttifak ile katılım müzakerelerine başlamaya davet edildi. Bu ülkelerle katılım müzakereleri sonucunda hazırlanan Katılım Protokolleri 26 Mart 2003′de Brüksel’de imzalandı.

 

Bulgaristan, Estonya, Letonya, Litvanya, Romanya, Slovakya ve Slovenya’nın NATO’ya katılımlarına ilişkin protokollerin onaylanmasına ilişkin yasalar, 5 Kasım 2003′de TBMM’de kabul edildi.

 

7 eski Doğu bloku ülkesi Romanya, Bulgaristan, Slovakya, Slovenya, Litvanya, Letonya ve Estonya, 29 Mart 2004′de ABD’nin başkenti Washington’ta düzenlenen törenle NATO’ye resmen üye oldular. Böylece NATO, tarihinin en geniş kapsamlı ve önemli genişlemesini gerçekleştirdi.

 

NATO’nun üye sayısı, 7 ülkenin katılımıyla 26′ya ulaştı.

 

Fransa İttifak üyesi olmakla birlikte entegre askeri yapıya dahil değildir.

 

EKONOMİK, SOSYAL VE KÜLTÜREL HAKLAR ULUSLARARASI SÖZLEŞMESİ

 

BM Genel Kurulu’nun 16 Aralık 1966 tarihli ve 2200 A (XXI) sayılı

 

Kararıyla kabul edilmiş ve imzaya, onaya ve katılmaya açılmıştır.

 

Yürürlüğe giriş: 3 Ocak 1976

 

 

46-1. İyi bir poliste olması gereken özellikler nelerdir

Emniyet genel müdürlüğü meslek standartları kapsamında Türk polisinin temel yetkinlikleri : Soğukkanlı, güler yüzlü, detaylara özen gösteren, kararlı, etkili ve güzel konuşan, enerjik, esnek çalışmaya yatkın, misafirperver, iyi niyetli, sır saklayan, sabırlı, araştırmacı, sempatik, temiz, araç, gereç ve malzeme kullanımında özenli, insan ilişkilerinde duyarlı, çalışkan, dürüst, meslek ahlakına sahip, titiz, yeniliklere açık, planlı ve organize, kaliteye dikkat eden, çalışma prensiplerine uyan, sorumluluk sahibi, iş güvenliğine dikkat eden, zamanı iyi kullanan, disiplinli, şüpheci, tarafsız, nazik, kibar, kendinden emin, ciddi.

 

47-Teori ve uygulamanın öğrenmeye etkileri konusunda neler söylersiniz?

 

Bir iş alanı, pratiğini destekleyecek bilgi temeline sahip olmalıdır. ÖT'nin herbir alanı da araştırma ve tecrübelere dayandırılmış bir bilgi temeline sahiptir. Teori ve pratik arasındaki ilişki, olgun bir alanın katkılarıyla gelişir. Teori, kavramlar, gelişimler, ilkeler ve bilginin bütüne katkıda bulunan önermelerinden oluşur. Pratik ise problemlerin çözümü için bilginin kullanılmasıdır.

 

ETKİN ÖĞRENME

 

DÜŞÜNEN, TARTIŞAN, ÇÖZÜM ÜRETEN TOPLUM İÇİN

 

Eğitim-öğretim açısından bakıldığında rehberlik servisleri, öğrenciyi tanıma ve yönlendirme konusunda öğretmenlere ve ailelere yardımcı olmayı amaçlar. Fakat ülkemiz genç nüfusunun fazla olması, öğrenci sayısının da fazla olması anlamına gelmektedir ki bu da öğrenciyi tanıma amacıyla kullanılan teknik ve araçların gelişen teknoloji ile değerlendirilmesini gerektirmektedir. Rehber öğretmenin gelişen araç ve teknikleri kullanması, hem vakit kazanmasına hem de daha verimli çalışmalar yapmasına olanak sağlayacaktır.

 

Dünyada eğitim psikolojisi alanında son 10 yılda yapılan araştırmalar eğitim alanındaki uygulamaları büyük ölçüde etkilemiş olmasına rağmen Türk Milli Eğitimi bu değişmelerin önemli ölçüde dışında kalmıştır. Günümüzde öğrencilere "öğrenmeyi öğretmenin" ve buna bağlı olarak "çalışma becerilerini geliştirmenin" okulda öğretilen geleneksel dersler (Matematik, Türkçe gibi) kadar önemli hale geldiği tartışılmaz bir gerçektir.

 

Örneğin ABD'de çok sayıda eyalette çalışma becerileri, ya ilk ve ortaöğretim düzeyinde okullarda okutulan derslerden bir tanesi durumuna gelmiştir ya da seminerler aracılığıyla öğrencilere öğretilmektedir. Eskiden etkili öğrenmenin çoğunlukla öğretmenin öğretim tekniklerine bağlı olduğu düşünülürken, artık öğrencinin kendi öğrenme sürecindeki aktif rolü çağdaş eğitim sistemlerinde yaygın olarak kabul edilmektedir.

 

Öğrenciler, zamanlarının büyük kısmını, okula ve ders çalışmaya ayırdıkları halde, çoğu kez çabalarının başarılı olmalarına yetmediğini; veliler de çocuklarının ders çalışmaya yeterince zaman ayırdıkları halde başarılı olmakta zorlandıklarını belirtmektedirler. Bunun sonucu, öğrencilerin ders çalışırken kullandıkları becerilerin ve yöntemlerin etkililiği ve yeterliliği konusu sık sık gündeme gelmektedir.

 

Öğretmenler ise, sadece kendi alanları ile ilgili bilgi ve beceriler yanında öğrencilerine "nasıl çalışılması" gerektiği konusunda da yardımcı olmayı istediklerini ve bunu gerekli gördüklerini sık sık dile getirmektedirler. Çok çalışmasına rağmen çalışma yöntemini bilmeyen öğrenciler ümitsizliğe kapılırlar. Bu öğrenciler sınıf düzeyleri yükseldikçe kendilerini öğrenmeye motive etme, öğrenme süreçlerini planlama ve değerlendirme konularında yetersiz kalmaktadırlar. Bu durum öğrencilerin okuldaki başarılarını ve buna bağlı olarak okul sonrası yaşamlarını da olumsuz yönde etkilemektedir.

 

Bu ölçek, öğrencilerimizin kişilik özelliklerinin ve çalışma alışkanlıklarının başarılarına olan olumlu ve olumsuz etkilerini ortaya çıkarmak amacı ile geliştirilmiştir. Bize göre öğrenciye böyle önemli bir konuda yardımcı olabilmek için öncelikle onun neyi doğru, neyi yanlış yaptığı ölçülmelidir. Rehber öğretmenler ölçek sonuçlarına bakarak öğrencilerine hangi konularda yardımcı olacaklarını tespit edebilirler.

 

Verimli çalışma ve öğrenme konusunda, kişilik özelliklerinin etkisi inkar edilemeyecek bir gerçektir. Örnek vermemiz gerekirse, sürekli olarak insanlarla olmaktan,eğlenceden hoşlanan, okul içinde ve dışında pek çok etkinliğe katılan aşırı sosyal bir öğrenci, derslerinde başarısız olabilir. Diğer bir örnek, sorumluluk duygusu yüksek olan bir öğrencinin derslerinde başarılı olma ihtimali oldukça yüksektir. Öğrenme konusunda en önemli unsurlardan biri de “Motivasyon” dur.

 

Verimli Çalışma ve Öğrenme Ölçeğinin, uygulanan diğer örneklerden farkları şöyle sıralanabilir:

 

Ölçeğimizde kişilik özelliklerine ve motivasyona özellikle yer verilmiştir. Ölçeğimize benzer olan diğer hiçbir ölçekte bu özelliklere yer verilmemektedir. Ölçek optik çevrimi sayesinde çok sayıda öğrenciye kolaylıkla uygulanabilmektedir. Ayrıca ölçeğimizin bilgisayar programı her öğrenciye sonuç belgesi vermenin yanında rehber öğretmene 15 özellikten herhangi birini seçerek o konuda rehberliğe ihtiyacı olan öğrencilerin listesini de verebilmektedir. Örneğin rehber öğretmen motivasyon veya sorumluluk puanı düşük çıkan öğrencilerinin listelerini alarak, bunlara ayrı oturumlarda sadece o konuda, grup oluşturarak, yardımcı olabilmektedir.

 

Uygulanması sırasında zaman sorunu yaratmayacak şekilde düzenlenen ölçeğimiz, 191 sorudan oluşmaktadır. Soruların yanıtları "EVET", "HAYIR" ve " ? " şeklindedir. En fazla 1 ders saati içinde öğrenciler rahatlıkla cevaplayabilmektedirler. Bazı sorularda " EVET " bazılarında "HAYIR " yanıtında puan alınmaktadır. " ? " ise o sorudan elde edilen puanın yarısı değerindedir.

 

Öğrerıcilere verdiğimiz sonuç kağıdında;15 ayrı özelliğinin derecelendirilmiş grafikleri ve başarılarını olumlu ya da olumsuz yönde etkilemesi beklenen çalışma alışkanlıklarının ve kişilik özelliklerinin yorumu sunulmaktadır. Bilinçli çalışmak ve öğrendiğini kullanmak özelliği 20 soruyla; etkinlik, sosyallik, atılganlık, başarı hırsı, çalışmaya başlamak ve sürdümıek, okuma alışkanlıkları ve tekniklerinden oluşan özellikler l5'er soruyla; sorumluluk, genel kaygı, çalışma ortamını düzenlemek, dersi dinlemek ve not tutmak, sınav teknikleri özellikleri 10'ar soruyla; okula karşı tutum ve sağlık Özellikleri ise 8'er soruyla ölçülmektedir.

 

Tüm özelliklerde 0-39 puan arası DÜŞÜK, 40-69 puan arası NORMAL, 70-100 puan arası YÜKSEK kabul edilmektedir. Öğrenci sonuç belgesinde grafiklerin altında öğrenciye olumlu ve olumsuz özellikleri grafikler sonucu elde edilen cümlelerin birleştirilmesi sayesinde sunulmaktadır. Her öğrencinin grafiği farklı olduğundan hiçbir öğrencinin yorumu diğeri ile aynı olmamaktadır.

 

Unutulmaması gereken diğer bir nokta da öğrencide bazı özelliklerin düşük, bazı özelliklerin ise yüksek olması olumludur. Ömeğin Öğrencide kaygı, normal çıkınca düşürülerek geliştirilebilirken, motivasyon normal çıkarsa yükseltilerek geliştirilebilir.

 

(126-157) ve (123-139) numaralı soru çiftleri aynıdır. Öğrenci bu soru çiftlerine farklı yanıtlar vermiş ise ölçeği içtenlikle veya dikkatli yanıtlamadığı anlaşılmakta ve grafikleri değerlendirilmemektedir.

 

ÖZELLİKLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ

 

GÜDÜLENME (Motivasyon)

 

Organizmanın, belli ihtiyacını karşılamak amacıyla, harekete geçmesi olarak tanımlayabileceğimiz güdülenme, öğrencilerin verimli çalışabilmesi ve öğrenmesi için gerekli bir özelliktir. Öğrencinin ilerideki yaşamında hedeflediği mesleği elde edebilmesi ve meslekte başarılı olabilmesi, öğrencilik dönemini iyi değerlendirmesiyle mümkündür. Bunu da ancak çalışmaya ilgi ve istek duymasıyla başarabilir. Yüksek puan alanların öğrenme ve başarılı olma konusunda ilgi ve istekleri fazladır. Bu durum başarılarını olumlu yönde etkilemektedir. Düşük puan alanlar ise, yeterince çalışma isteği duymadıklarından, derslerinde başarılı olamazlar.

 

SORUMLULUK: Yüksek puan alanlar vicdanlı, güvenilir, sadık, ciddi ve belki aşırı titiz kişilerdir. Düşük puan alanlar ise ne yapacağı belli olmayan, dikkatsiz ve teklifsiz, işlerini son dakikaya bırakan, örneğin, randevularına geç kalan ve belki toplumsal açıdan sorumsuz kişilerdir. Sorumluluğun yüksek olması öğrencinin başarısını artırmaktadır.

 

ETKİNLİK : Yüksek puan alanlar ağır iş ve egzersiz dahil her türlü bedensel etkinlikten hoşlanırlar. Sabahları erken ve yataktan oyalanmadan kalkarlar, bir etkinlik alanından diğerine kolaylıkla ve hızla geçerler; geniş bir çeşitlilik gösteren ilgi alanları vardır. Arkadaşlıkları eğlendiricidir. Düşük puan alanlar ise hareketlilikten hoşlanmayan, çabuk yorulan, ağırkanlı insanlardır. Acele etmeden rahat yaşarlar. Etkinliğin yüksek olması olumlu bir özelliktir.

 

SOSYALLİK : Yüksek puan alanlar, sürekli olarak başka insanlar ile birlikte olmak isteyen, partiler, danslı toplantılar vb. hoşlanan, değişik kimseler ile kolayca tanışıp herkes ile konuşabilen, topluluk içinde rahat ve mutlu olan kişilerdir ve hoşsohbettirler. Düşûk puan alanlar ise okumak gibi yalnız başına yapılan uğraşları yeğlerler, kalabalıktan hoşlanmaz, insanlarla senli benli olmak istemez, yabancılarla konuşmakta güçlük çekerler. Sosyalliğin fazla yüksek olması ders çalışmayı engellemektedir.

 

KAYGI : Yüksek puan alanlar, işler biraz ters gittiğinde kolayca sarsılan,olabilecek ya da olamayacak şeyler için gereksiz yere telaşlanan, endişelenen ve tasalanan kişilerdir. Düşük puan alanlar ise huzurlu, sakin kişiler olup mantıksız korkulara, kaygılara karşı dirençlidirler. Kaygının yüksek çıkması öğrenci başarısını olumsuz yönde etkilemektedir.

 

BAŞARI HIRSI : Yüksek puan alanlar hırslı, çok çalışkan, rekabetten hoşlanan, sosyal durumlarını geliştirme konusunda çok istekli, üretkenlik ve yaratıcılığa çok değer veren kişilerdir. Düşük puan alanlar ise yaratıcılığı ve rekabeti pek önemsemeyen, fazla uğraşıp didinmekten hoşlanmayan, sakin ve huzurlu yaşamdan hoşlanan kişilerdir. Bu özelliğin yüksek çıkması başarıyı olumlu yönde etkilemektedir.

 

OKULA KARŞI TUTUM : Yüksek puan alanlar okulları ile uyum, öğretmenleri ile olumlu ilişki içerisindedirler. Okulun kendileri için yararlı bir kurum olduğunun bilincindedirler. Bu durum başarılarını artırmaktadır. Düşük puan alanlar ise okullarını pek sevmemekte, öğretmenleri ile olumlu ilişki kuramamaktadırlar. Okulun yararlarının tam olarak farkında olmadıklarından başarıları olumsuz yönde etkilenmektedir.

 

ATILGANLIK : Yüksek puan alanlar akıllarına estiği gibi davranan, acele karar verdikleri için sık sık hata yapan, tasasız, çabuk değişen, ne yapacakları belli olmayan kişilerdir. Düşük puan alanlar sistematik, düzenli ve dikkatli davranırlar, plan yapmaktan hoşlanırlar, herhangi bir girişimde bulunmadan önce düşünürler. Fazla atılganlık başarıyı olumsuz yönde etkilemektedir.

 

SAĞLIK : Yüksek puan alanlar sağlıklarına, beslenmelerine ve uyku düzenlerine özen gösterdikleri için daha başarılı olurlar. Hem sık sık hastalanıp devamsızlık yapmazlar hem de sağlıklı oldukları için dersleri daha dikkatli takip edebilirler. Düşük puan alanlar ise sağlıklarına dikkat etmediklerinden sık hastalanır, hem derslere devamsızlık yapar, hem de evde pek çalışamazlar.

 

ÇALIŞMA ORTAMINI DÜZENLEMEK : Yüksek puan alanlar, çalışma ortamlarında, dikkatlerinin dağılmasına neden olacak, uyarıcıların yer almasına izin vermedikleri için, daha verimli çalışırlar. Ortamı iyi bir şekilde düzenlediklerinden var olan uyarıcılardan da etkilenmezler. Düşük puan alanlar ise kendilerine uygun bir çalışma ortamı oluşturamadıkları için, çalışmalarından verim alamazlar. Çevrelerindeki uyarıcılar yüzünden dikkatleri çabuk dağılır ve derslerinde başarı gösteremezler.

 

ÇALIŞMAYA BAŞLAMAK VE SÜRDÜRMEK : Yüksek puan alanlar, iradeleri üzerinde kurdukları hakimiyet sayesinde, ders çalışmaya planladıkları saatte başlarlar ve bu çalışmayı planladıkları saate kadar sürdürürler. Vakitlerini iyi bir şekilde değerlendirdiklerinden başarıları artar. Düşük puan alanların ise en büyük sorunları iradelerine sahip olamamaktır. Bu nedenle bir türlü istedikleri vakitte derse başlayamazlar, başladıkları zaman da sürdüremezler. Vakitlerinin çoğunu ders çalışmaları gerektiğini düşünerek veya ders başında çalışmadan geçirirler.

 

BİLİNÇLİ ÇALIŞMAK VE ÖĞRENDİĞİNİ KULLANMAK: Yüksek puan alanlar bilinçli çalışan, düzenli tekrarlar yapan öğrencilerdir. Neyi, niçin öğrendiklerini ve bu bilgileri nerelerde kullanabileceklerini iyi bilmeleri başarılarını artırır. Düşük puan alanlar ise bilinçli bir şekilde çalışmadıkları için öğrendikleri bilgileri yerinde ve zamanında kullanamazlar. Düzenli tekrar yapmadıkları için öğrendikleri bilgileri çabuk unuturlar.

 

OKUMA ALIŞKANLIKLARI VE TEKNİKLERİ : Yüksek puan alanlar okumaya yeterli zamanı ayırır, okurken önemll kısımları rahatlıkla ayırabilir, böylelikle vakitlerini boşa harcamazlar. Hızlı ve anlayarak okuyabilirler. Düşük puan alanlar ise okuma ile ilgili tekniklerin farkında olmadıkları için okurken, çok zaman harcarlar, önemli kısımları ayırt edemezler, dikkatleri çabuk dağıldığı için verilen metni tekrar tekrar okuyarak vakit kaybederler.

 

DERSİ DİNLEMEK VE NOT TUTMAK : Yüksek puan alanlar öğretmenin söylediklerini dikkatle dinler, önemli noktaları fark edip kendine göre ifadelerle düzenli bir şekilde not tutarlar. Arasıra bu notları gözden geçirerek verimli öğrenebilirler. Dersi dinlerken anlamadıkları yerleri sorarak ve derse aktif biçimde katılarak başarılarını artırırlar. Düşük puan alanlar ise dersi dinlemedikleri için önemli-önemsiz ayırımı yapamazlar. Tuttukları notlar bu yüzden düzensiz olur. Derse aktif olarak katılma girişimleri pek yoktur. Anlamadıkları yeri, söz almaya çekindikleri için soramazlar. Bu nedenle derslerde başarılı olamazlar, sınavlardaki notları da düşük olur

 

SINAV TEKNİKLERİ : Yüksek puan alanlar sınava hazırlanma ve sınav sırasındaki teknikleri iyi bildikleri için daha başarılı olurlar. Düşük puan alanlar ise bu teknikler hakkında bilgili olmadıkları için hem zamanı ayarlayamaz, hem de gereksiz hatalar yaparak düşük notlar alırlar.

 

-48-Aza kanaat etmeyen çoğu bulamaz’’ sözünü açıklayınız.

 

Denizi oluşturan damlalardır. Damlaları reddeden ve kabul etmeyen insan denizi de reddetmeye mahkûmdur. Yani anlatmak istediğim, her çok olan şey muhakkak azdan olur. Kim ki elindekinden hoşnut olmuyor, onunla yetinmiyor ve onu hor görüp geri çeviriyorsa büyük bir hata işliyor demektir. Küçük şeylere sahip çıkmayan, onların birikmesiyle olmuş

 

 

50-. Demokratik bir toplumda polisin rolü nedir?

 

Demokratik sistemlerde halkın temel hak ve özgürlükleri hukuk yoluyla garanti altına alınmıştır. Bu hak ve özgürlüklere kesinlikle dokunulamaz. Bu dokunulmazlığı sağlamak ve garanti altına almak için güçlü bir teşkilata ihtiyaç vardır. İşte bu teşkilat emniyet teşkilatıdır. Güçlü bir emniyet teşkilatı topluma güven verir. Ancak toplum içinde adaletin tesis edilmesi konusunda herhangi bir eksik veya hatalı uygulamaya meydan vermemek için, polis memurları meslekî yeterlilik için gerekli olan hukukî mevzuatı bilmeli ve uygulamada meslekî etik (ahlak) ilkelerine riayet etmelidir.

 

 

 

51-Terörün ekonomik ve sosyal yönden zararlarını açıklayınız.

 

21. yüzyılda, birçok ülkenin ulusal bütünlüklerini hedef alan ve birçok ülkedeki demokratik sistemin karşı karşıya bulunduğu en önemli sorunlardan birisi terördür. Terör, günümüzde birçok ülkenin ekonomik, ticari ve sosyal hayatını olumsuz yönde etkileyen evrensel değerleri yok eden “Küresel” bir nitelik kazanmıştır. Terörün ekonomik açıdan en büyük zararı ülkelerin kalkınmasını yavaşlatmasıdır. Jeostratejik, jeopolitik ve jeoekonomik açılardan önemli bir konuma sahip olan Türkiye, yıllarca ülkede yaşanan terör olaylarının sebep olduğu istikrarsızlıklar yüzünden üretimin artırılmasına yönelik yatırımlara ağırlık verememiş ve bunun sonucunda kalkınmasını tamamlayamamıştır.

 

Sosyal yönden zararları; toplumda huzur ve güvenin yok olması, korku ve endişenin hâkim olması, ülkenin sürekli bir kaos ortamında bulunması, insanların gelecekten umutsuz olması sayılabilir.

 

52-Bir ülkenin gelişmişlik düzeyini en iyi hangi kriterler gösterir?

 

Bir ülkenin eğitim, ekonomi, sağlık, spor, bilim ve sanat gibi farklı alanlarda gösterdiği gelişme o ülke hakkında bir fikir verebilir. Bir ülkenin gelişmişliğini gösteren bir başka ölçüt ise diğer dünya devletleri tarafından örnek alınmasıdır. Mesela günümüzde Japonya, ABD ve Almanya gibi devletler başka ülkelerce örnek alınmaktadır. Eğer bir ülke farklı toplumlarca örnek alınmaya başlamışsa o ülkenin gerçekten gelişmiş bir ülke olduğu söylenebilir.

 

53-’Otuz iki dişten çıkan otuz iki mahalleye yayılır’’ sözünü açıklayınız.

 

Ağızdan çıkan bir söz, çok çabuk duyulur; başkalarının diline düşer ve bir anda her tarafa yayılır. Bu yüzden ‘‘dilin kemiği yok’’ ve ‘‘milletin ağzı torba değil ki büzesin’’ gibi deyimler toplumda çok sık kullanılır

 

54-Hukukun üstünlüğü ilkesi ne demektir?

Türkiye Cumhuriyeti Devleti, bir hukuk devletidir. Bir başka deyişle "hukukun üstünlüğü" ilkesini benimsemiştir. Bu ilke, adalet kavramının temelini oluşturur. Hukukun üstünlüğü, devletin içindeki tüm mekanizmaların, önceden tespit edilmiş bazı kanun ve kurallar içinde işleyeceği anlamına gelir. Her devlet kurumu, anayasanın ve diğer yasaların tespit ettiği görev ve yetkilere sahiptir. Kimsenin bu görev ve yetkileri aşma, değiştirme gibi bir gücü yoktur. Hukuk, herkesin üstündedir ve dolayısıyla devlet "keyfî" değildir.

55- ‘‘Öfkeyle kalkan zararla oturur’’ sözünü açıklayınız.

 

Öfkesine kapılarak iş gören insan, sonunda güç durumlara düşer. Çünkü öfkelenmiş, sinirli bir insan iyi düşünemez, olup biteni iyi göremez, sonucu hesaplayamaz. Bu yüzden öfke baldan tatlıdır demişlerdir. Yani öfke ile akıl bir arada bulunmaz. Biri geldiğinde diğeri gider. Kısacası öfkeli iken karar vermemek ve sakin kafayla düşünmek gerekir.

 

 

 

56- Başarıda takım çalışmasının rolü nedir?

 

Takım ruhu, takımı oluşturan tüm bireylerin takımın amacı yönünde bütünleşmeleri ve birlikte hareket etmeleri sonucunda takımda ben imajı yerine biz imajının oluşması olarak yorumlanabilir.

57-AB müzakere Süreci  Hakkında Bilgi.

 

Türkiye, Avrupa Birliğine tam üyelik için müzakerelere 2005 yılında başladı. Tüm başlıklarda tarama süreci tamamlandı. Açılan 14 başlığın 1'i kapanırken, 13 başlıkta müzakereler hala devam ediyor. AB Komisyonun tavsiyesi ile 8 başlıkta ise müzakereler kısmen askıya alındı

 

Türkiye'nin Avrupa Birliği üyeliği süreci, 1963 yılında Türkiye'nin Avrupa Ekonomik Topluluğu ile ortaklık anlaşması imzalamasıyla başlayan ve 1987 yılında tam üyeliğe başvurmasıyla ivme kazanan süreçtir. 1999 yılında AB üyeleri tarafından aday olarak kabul edilen Türkiye, 2005 yılında tam üyelik müzakerelerine başladı.

Türkiye ile Avrupa Birliği'nin ilişkileri 31 Temmuz 1959'da Türkiye'nin Avrupa Ekonomik Topluluğu'na yaptığı ortaklık başvurusu ile başlar. AET Bakanlar Konseyi'nin başvuruyu kabul etmesi sonrasında 12 Eylül 1963 tarihinde Ankara Anlaşması imzalanmıştır. Ankara Anlaşması ortaklık yaratan bir anlaşmadır. Bunu 1970 yılında imzalanan Karma Protokol izlemiştir. Türkiye'nin, sonradan Topluluk üyesi olan birçok ülkeden daha önce Topluluk ile ilişkilerini başlatmış olan bu iki önemli belge, o tarihlerden sonra ve 17 Aralık 2004 tarihli Avrupa Konseyi Sonuç Bildirgesi sonrasında halen devam etmekte olan süreçte Türkiye–AB ilişkilerinin hukuki dayanaklarındandır[1].

 

Avrupa Birliği 25 Mart 1957 tarihinde imzalanan Roma Antlaşması'yla Avrupa Ekonomik Topluluğu adı altında doğdu. Türkiye 1959 yılında bu topluluğun bir parçası olmak için başvuruda bulundu. 12 Eylül 1963 tarihinde imzalanan Ankara Antlaşması Türkiye ile Avrupa Ekonomik Topluluğu arasında bir ortaklık çatısı oluşturdu[2]. Bu antlaşma 12 Aralık 1964 tarihinde yürürlüğe girdi. 12 Eylül 1980 Darbesi AET ile Türkiye arasındaki ilişkilerin dondurulmasına yol açtı. 1983 yılında çok partili seçimlerin yapılması üzerine Avrupa Birliği ile Türkiye arasındaki ilişkiler yeniden canlandı. 14 Nisan 1987 tarihinde Türkiye resmen tam üyelik başvurusunda bulundu. Avrupa Birliği'yle bütünleşmenin ilk aşaması olarak Türkiye 1 Ocak 1996 tarihinde Avrupa Birliği'yle Gümrük Birliği'ne girdi.[3]

2000'li yıllarda Türkiye'nin Avrupa Birliği'ne katılma sürecinde bir hızlanma gözlendi. 17 Aralık 2004 tarihinde Avrupa Birliği ülkeleri Türkiye'nin katılma müzakerelerinin 3 Ekim 2005 tarihinde başlamasına karar verdiler. Başlayacak müzakerelerin ne kadar sürede tamamlanacağı konusunda kesin bir karar verilmedi. 2007 yılında, Türkiye 2013 yılına kadar AB hukukuna uymayı hedeflediklerini belirtti ancak Brüksel, üyelik için son tarih olarak bunu reddetti. 2006 yılında Avrupa Komisyonu Başkanı José Manuel Barroso, üyelik sürecinin en az 2021 yılına kadar süreceğini belirtti.

 

31 Ekim 2012'de Türkiye Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan, Almanya'ya bir ziyarette bulunarak 2023'te Türkiye Cumhuriyeti'nin 100. kuruluş yıl dönümünde Avrupa Birliğe'ne üyeliğini beklediğini açıkça belirtmiş

58-Ekolojik Denge Nedir Bilgi Veriniz

İnsan ve diğer canlıların varlık ve gelişmelerini sürdürebilmesi için gerekli olan koşulların bütünüdür.

Ekolojik denge, İnsan, hayvan, bitkilerin tabiatta hayatlarını sürdürebilmesi ve birlikte yaşayabilmesi için birbirlerini tamamlamaları ve birbirlerinden istifade etmek istemeleriyle oluşan tabii dengedir.

Örnek: Doğan küçük balıklar büyük balıklar tarafından yenmese denizler 1 yıl içerisinde balıklarla dolar ve taşar.

Aynı şekilde doğan sinekler ve böcüler diğer canlılar tarafından tüketilmese yer yüzü 1 metre sinekle kaplanır.

Büyük balığın küçük balıkları yiyerek hem karnını doyurması hemde balıkların sayısının alışırı şekilde artmasını önlemesi Ekolojik dengedir

 

 

jik denge, İnsan, hayvan, bitkilerin tabiatta hayatlarını sürdürebilmesi ve birlikte yaşayabilmesi için birbirlerini tamamlamaları ve birbirlerinden istifade etmek istemeleriyle oluşan tabii dengedir.

 

Örnek: Doğan küçük balıklar büyük balıklar tarafından yenmese denizler 1 yıl içerisinde balıklarla dolar ve taşar.

 

Aynı şekilde doğan sinekler ve böcüler diğer canlılar tarafından tüketilmese yer yüzü 1 metre sinekle kaplanır.

 

Büyük balığın küçük balıkları yiyerek hem karnını doyurması hemde balıkların sayısının alışırı şekilde artmasını önlemesi Ekolojik dengedir.

 

Bu gibi örenekleri çoğaltabiliriz.

 

Ekolojik denge (doğal denge) nedir?

 

Ekosistemin parçaları (ister bitki türü, ister iklim, isterse toprak olsun) onbinlerce ve hatta milyonlarca yıllık bir zaman süreci içinde evrimleşerek ortaya çıkmışlardır. Uzun zaman içindeki bu evrimleşmeye bağlı olarak canlı ve cansız parçalar arasında dengeli bir düzen ve çok ince ayarlanmış bir uyum vardır. Her parça birbirleriyle, değişik derecelerde ilişkilidir. Ekosistemin sağlıklı işlemesi için, sistem içinde her bir parçanın ayrı bir işlevi ve görevi oluştu. Parçalar bu görevlerini farklı zamanlarda ve farklı koşullarda yerine getirebilirler. Ekosistemin parçalarından herhangi biri bozulursa veya o parça sistemden çıkarılırsa, ekosistem verimli çalışamaz zamanla bozulur ve önceki görevini yapamaz hale gelir.

Meselenin daha iyi anlaşılması için geçmişten iki örnek verelim:

 

* Mısır'da Nil nehri üzerinde 1968 yılında zamanın 'mühendislik harikası' olarak adlandırılan Asuvan Barajı yapılmıştı. Amaç, elektrik enerjisi üretme ve sulama suyu elde etme idi. Bu barajın işletmeye açılmasından kısa bir süre sonra; delta tarafında kalan topraklar çoraklaşmaya, nehir ağzındaki denizde yaşayan balık türlerinin çoğu yok olmaya, yabancı uyruklu insanlarda bir karaciğer hastalığı gittikçe artmaya başladı.

 

Baraj bu bölgede şu olumsuz etkiyi yapmıştı:

 

Baraj yapılmadan önce Nil nehri tarım bakımından çok verimli, zengin alivyonlu topraklar taşıyor ve bunlarla Nil deltasını doğal gübrelerle gübreliyordu. Ayrıca bu deltayı suluyordu. Baraj yapılınca doğal gübreleme durdu, aynı zamanda kurak bir alan meydana geldi. Bunun sonucunda deniz suyu ve şiddetli buharlaşmayla delta toprakları tuzlandı ve çoraklaştı.

 

Nil nehri, baraj yapılmadan önce, denize döküldüğü kısımda yaşayan balıklara bol miktarda oksijen getiriyordu. Bu sular barajla tutulunca, hem oksijen akımı, hem de balıklar için yem olabilecek bazı organik madde taşınması ortadan kalktı. Bütün bunlarda ekolojik dengeyi bozarak bazı balık türlerinin yok olmasına neden oldu.

 

Sulama başlayınca sulanan tarlalarda salyangozlar arttı. Müslüman olmayanlar bunlardan bol bol yedikleri için karaciğer hastalığına yakalandılar. Bunun nedeni biraz güç anlaşıldı. Ancak bir zooloji uzmanı, salyangozlarda parazit olarak yaşayan bir canlının varlığını ortaya çıkardıktan sonra, hastalığın bu parazitten meydana geldiği belirlendi.

* Endonezya'nın Borneo Adası'nda BM örgütü tarafından 1950'li yıllarda DDT ile sıtma mücadelesi başladı.

Souçlar:

Köylülerin sazdan yapılmış damları çökmeye başladı. Veba hastalığı salgını ortaya çıktı. Sıtma mücadelesi için, kırsal alanlardaki kerpiç evlerin duvarlarına da DDT sıkılmıştı. Buralarda yaşayan ve tırtılların düşmanı olan bazı böcekler öldüler. Tırtıllar da düşmanları yok olduğu için çoğaldılar. Kitle üremesi yapan bu tırtıllar saz damları yemeye başladılar. Bunun sonucunda saz damlar çökmeye başladı.

İlaçlama sonucunda, evlerdeki hamam böceklerinde DDT'ye karşı bağışıklık meydana geldi. Bu zehirli ilaç bunların vucudunda büyük miktarlarda birikti. Bu biriken DDT beslenme zinciri yoluyla, önce onları yiyen kertenkelelere, onlardan da kedilere geçti. Belli bir süre sonra kediler ölmeye başladı. Kediler azalınca meydan farelere kaldı ve kitle üremesi yaptılar. Böylece veba hastalığı kaynağı yaratılmış oldu.

Bütün burada artardığımızdan çıkarılması gereken bir sonuç var: Ekosistem içinde bir unsur çıkarıldığında oluşmuş doğal denge bozulur ve kendi içinde diğer unsurlara zincirleme bir etki yaparak olumsuz açıdan etkiler.

.

59-.Çevre Kirliği Hakkında Bilgi Veriniz

 

Çevre kirliliği nedir?

Çevre kirliliği, ekosistemlerde doğal dengeyi bozan ve insanlardan kaynaklanan ekolojik zararlardır

Çevre kirliliği, yeryüzünde yaşayan bütün canlıların sağlığını etkileyen, cansız ve çevredeki maddeler üstünde yapısal zararlar veren ve bazı nitelikleri bozan yabancı maddelerin hava, su ve toprağa karışması olayıdır.

Çevre kirliliğinin nedenleri

Çeşitli kaynaklardan çıkan katı, sıvı ve gaz halindeki kirletici maddelerin hava, su ve toprakta yüksek oranda birikmesi ile çevre kirliliği meydana gelmektedir.

Başlıca kirlilik çeşitleriyse şunlardır: Hava kirliliği, su kirliliği, toprak kirliliği, gürültü kirliliği ve radyoaktif kirlilik.

Çevre kirliliği çeşitleri

Hava Kirliliği:

Atmosferde toz, duman, gaz, koku ve su buharı şeklinde olan maddelerin, insan ve diğer canlılara zarar verebilecek kadar yükselmesi hava kirliliği olarak adlandırılmaktadır.

Su Kirliliği:

Zararlı maddelerin suyu bozacak oranda olan miktarda suya karışmasıyla oluşur. Su kirliğinin nedenleri sanayi kuruluşları, termik santraller, gübreler, kimyasal ilaçlar, sanayi atıkları, nükleer santrallerdeki sıcak sular, toprak erezyonu su kirliliğinin başlıca nedenleridir.

Toprak Kirliliği:

Toprağın verirmliliğni düşürecek, toprağın özelliğini bozan her çeşit teknik ve ekolojik olaylar toprak kirliği olarak bilinmektedir.

Toprak kirliliğinin nedenleri Toprağın kirlenmesi hava ve suyu kirleten maddelerden oluşur. Mesela kükürt dioksit yüksel olan bir havada yağmur yağdığı zaman asitli yapar ve asitli yağışlar toprağa ciddi zararlar verebilir. Kirli sulama sular, gübre çözeltileri, radyoaktif maddeler, küller gibi maddeler toprağa zarar veren maddelerdir.

Radyoaktif Kirlenme:

Radyoaktif ürünler yaydıkları elektron ile çevrede bulunan hava, su, toprak ve bitkilere zarar vermektedir. Buna radyoaktif kirlenme isimi verilir. Radyoaktif Kirlenme Nedenler Radyoaktif kirlilik nükleer enerji santralleri, nükleer silah üreten tesisler, radyoaktif madde artıkları bu kirlenmeye neden olmaktadır.

Gürültü Kirliliği:

İnsanların sağlıklarını belirli bir süre içinde yada sürekli olarak zarar veren meydana gelen seslerdir.

Gürültü kirliliğini nedenleri ; Gürültü kirliliği ulaşım araçları, sanayiler, eğlence araçları ve yerleri gürültü kirliliğinin başlıca nedenidir.

 

60- Kaizen nedir?

Daha iyiyi yapabilme kavramı Kaizen felsefesini en iyi açıklayan sözlerden biridir. Felsefe diyoruz çünkü Kaizen'i sadece iş hayatında değil hayatınızın her alanında uygulamaya geçirebilirsiniz. Kaizen nedir diyecek olursanız Kaizen, daha iyisini yapabilmek için sürekli çalışmak ve mükemmele ulaşma arzusudur diye tanımlayabiliriz. Kaizen Japonca kökenli bir kelimedir. Kelimenin Japonca da anlamı “daha iyisi için değişmek”, “gelişme” dir. Japoncada kai "değişim", zen ise "daha iyi" anlamına gelmektedir

Kaizen çoğunlukla iş hayatında uygulanmaya çalışılsa da aslında hayatın her alanında insanları başarıya ve dahası mutluluğa götürebilecek önemli bir felsefi yaklaşımdır. Kaizen ile aile yaşantınızı, iş hayatınızı ve daha pek çok sosyal ilişkilerinizi daha iyi duruma getirebilirsiniz. İş yaşantısında Kaizen ile TKY (Toplam Kalite Yönetimi) Kuramı arasında da büyük bir ilişki kurulabilir. Özellikle Japonlar iş hayatında Kaizen'i kullanarak TKY çalışmalarıyla önemli başarılara imza atmışlardır.

Kayzen az ama sürekli adımlarla ilerlemek demektir. İsteklerimizin, hedeflerimizin gerçekleşmesinde çoğu zaman acele ederiz. Bir anda tepeye çıkacağımızı sanırız. Ama, başarının sırrı ağır ağır acele etmemekte, sabırla ve kesinlikle vazgeçmeden devam etmekte yatar. Kaizen Felsefesi'nde iş geliştirme, iyileştirme ve başarının hemen ve hızlı bir şekilde ortaya çıkması gerekmez. Yavaş yavaş emin adımlarla ortaya çıkarılan başarı daha önemlidir.

61- Mobese Nedir Fayfaları Nelerdir

Mobese Nedir ?

Mobil Elektronik Sistem Entegrasyonu (MOBESE), Emniyet Genel Müdürlüğü araçları için tasarlanmış iletişim altyapısı olarak GPRS teknolojisini kullanan, yazılım ve mobil donanım birimlerinden oluşan, Coğrafi Bilgi Sistemleri ve Bilgi Yönetim Sistemlerinin (GIS / MIS) entegrasyonudur.

Ne İşe Yarar ?

Mobese Kısaca söylemek gerekirse Emniyet güçlerine gerekli konularda daha kısa sürede yardım etmektir.Örnek olarak Bir hırsız bir arabayla kaçıyor Emniyet güçlerinden .Bir mahalleden geçiyor ve o mahalleden geçerken mobese kameralarına takılıyor araba , mobese kameraları o arabanın plakasını işleyip ana merkeze gönderir.Merkez de plakası aranıyorsa emniyet güçlerine bildirerek arabanın nerede olduğunu söyler.

Bölge görüntüleme sistemi, halkın yoğun olarak bulunduğu ve geçiş güzergahı olarak bilinen yerlere konulan kameralar ile, bu kameralardan alınan görüntülerin merkeze sürekli olarak aktarılıp kaydedilmesinden oluşmaktadır.Toplumsal olayların oldukça yoğun olarak görüldüğü İstanbul’da, bu olayların en kısa sürede haber alınmasında, olayın büyüklüğünün belirlenmesinde ve gelişmelerin canlı olarak izlenmesinde olayın büyüklüğüne göre kuvvet kaydırılmasında ve yönlendirilmesinde önemli yararlar sağlayacak bir sistemdir.

Bölge görüntüleme sistemi, kanunlara aykırı olarak yapılacak olan toplantı ve gösterilerde, kimlik ve suç tespitine yönelik olarak kullanılabilecektir. Plaka tanıma sistemleri ile entegre olarak çalıştırılabilecektir. Asayiş hizmetlerine yönelik olarak da fayda sağlayacak bir sistemdir. Özellikle aşayişe müessir suçlara meyilli olanlar üzerinde caydırıcı etki bırakabilecektir.

Beklenmeyen Durumlar

Toplumal olaylar ve kanuna aykırı gösterilerde, bölge görüntüleme sistemi ile bölge hakkında ayrıntılı bilgi alınarak, güvenlik önlemleri ile ilgili kararların hızlı şekilde alınması sağlanacaktır.

Adli Olaylar

Adli olaylar, kapkaç, hırsızlık, vb. polis bi-rimleri tarafından, sıcak takip yapılması gereken durumlarda, Komuta Kontrol Merkezi Görevlileri, Bölge Görüntüleme Sistemi ile aldığı bilgiler doğrultusunda saha ekiplerini yönlendirecektir.

Deprem

Deprem ve tabii afet durumlarında, il yönetiminin durumu anlaması, zarar tespit işlemleri, yardım ve kurtarma organizasyonları açısından, Bölge Görüntüleme Sistemi önem taşımaktadır. Teknik yöntemler, suçları önleyici unsur olarak tüm ülkelerde kullanılmaktadır.

Mobese 952 muhtarlık, 3500 polis aracı, 150 hareketli polis karakol birimi, il ve ilçe komuta merkezleri ve İl Emniyet Müdürlüğü hizmetlerinin yürütülmesini sağlayan 12 ayrı sistem, yazılımlar ile birleştirilmiştir. Acil durum hizmetleri (itfaiye, sağlık, vb.) başta olmak üzere, zamanla gerekli görülen diğer kurumların da sisteme dahil edilmesi planlanmaktadır.

MOBESE nin Önemli Özellikleri

Olayların Sayısal Haritada analizi

Gelişmiş Veritabanı sorgulamaları yapabilme

Kolay ve şifreli mesajlaşabilme

Kolay ve etkin ekip koordinasyonu yapabilme

Kolay ve doğru personel performans değerlendirmesi yapabilme

Akıllı bir sistem olması

Resim transferi yapabilme

Sistemin Faydaları

Terminal haberleşmelerinde 128 bit kripto kullanılması.

SMS ile veri aktarımından çok ucuz ve kesintisiz olması.

Telsize hızlı ve aynı anda birçok işlem yapılabilir.

GPRS Maliyetini en aza indirecek önlemlerin alınması.

Aracı kullanan kişilerin suiistimalinin ortadan kalkması.

Veri tabanına atılan her türlü tablodan terminallerin anında sorgu yapabilmesi.

Ekiplerin sevk ve idaresinin kontrol altında tutulması

Mesajlaşma işlemleri sayesinde haberleşmede tasarruf sağlanması.

Akıllı bir karar destek sistemi olması.

Sınırsız grup oluşturma ve bunlara bağlı alt terminallerin tanımlanması.

İletişim trafiğinin denetlenmesi

Sayısal harita üstünde sınırsız sembol tanımlanabilmesi

 

61-Aktif Dinleme Nedir

Aktif dinleme nedir

 

Gerçek dinleme söylenenleri dikkatimizi tam vermemiz ve onları anlamamız anlamına gelir. Dinleyerek yakın çevremizdeki arkadaşlarımızı, aile üyelerini anlamamızı, neler hissettiklerini öğrenmemizi, onları ve ilişkilerimizi daha iyi değerlendirmemizi sağlayacaktır. Dinleyerek evimizde, mutlu ya da mutsuz insanların varlığını, işte daha iyi

çalışmamızısağlayabiliriz. Yanlış duymuş bilgiler, yarım yamalak duyulmuş mesajlar gereksiz zaman kaybına, verimliliğin düşmesine ve moral bozukluğuna yol açar

Başka şeylerle meşgul olmadan

Anlatıcıya yakın, yüzüne ve gözlerine bakarak gözümüzü kaçırmadan

Küçük notlar alarak

Zaman zaman soru sorarak

Doğru anlayıp anlamadığımı zaman zaman ifa­de ederek

Bazı kelimelerini yansıtarak yani tekrar ederek Bazı noktalarda tasdik ederek

iyi dinlemenin avantajlarını asla aklımdan çı­kartmadan Sabırla

Peşin hükümlerden kaçınarak, herkesten bir şey öğrenebileceğimizi unutmadan

Bize anlatılanları daha sonra özetleyecekmişiz psikolojisine bürünerek dinlersek aktif dinlemiş ve iyi bir iletişim kurmak için önemli bir adımı atmış oluruz...

Konuşma, seçilen kelimeler ve tonlama konusunda ise, en sık rastlanan hatalar aşağıda olup bunların tama­mı, kolayca geliştirip değiştirebileceğiniz davranışlardır.doğrudan satış

 

62-AR-GE Nedir Kurumlar Açısından Önemi Nedir

 

tanım olarak ise AR-GE, bilimsel ve teknik bilgi birikimini artırmak amacıyla, sistematik bir temele dayalı olarak yürütülen, yaratıcı çaba ve bu bilgi birikiminin yeni uygulamalarda kullanımıdır.

Eğitim, Bilim ve teknolojinin gelişmesini sağlayacak yeni bilgileri elde etmek veya mevcut bilgilerle yeni malzeme, ürün ve araçlar üretmek, bilgiye dayalı sistematik olarak yeni projeler üretebilmek, süreç ve hizmetler oluşturmak veya mevcut olanları geliştirmek amacı ile yapılan düzenli çalışmalar olarak tanımlanmaktadır.

AR-GE’nin Önemi

Hayatımızın her aşamasında yer alan AR-GE çalışmaları doğrudan insan yaşamıyla ilgilidir. AR-GE, ülkelerin, toplumların mevcudiyetini ve yaşam kalitesini dert edinir. İsrail ve İrlanda gibi ülkeler AR-GE’ye verdikleri önem sonucu başarılı AR-GE politikaları geliştirmiş ve  toplumlarının refah seviyesini en az üç-dört kat arttırmayı başarmışlardır..

Dünyada yaşanan krizler incelendiğinde ortaya ilginç bir sonuç çıkmaktadır. AR-GE’nin krizlerden etkilenmeyip aksine kriz zamanlarında daha çok getiri sağlayan bir faaliyet alanı olduğu görülmektedir. Bu nedenle de AR-GE'nin verimsiz bir yatırım olduğu, harcanan kaynağın boşa gideceği zihniyeti mutlaka terkedilmelidir. AR-GE yatırımlarına harcanan paranın kısa vadede olmasa bile orta ve uzun vadede çok daha fazlasıyla geri döndüğü artık herkesçe bilinen bir gerçektir..

Peki ama iyi bir AR-GE için neler yapmak gerekir?

Herşeyden önce "Bekleyelim, önce ekonomik istikrar sağlansın, daha sonra

AR-GE yaparız" yaklaşımı bir an önce terk edilmelidir.. Türkiye'nin ekonomik istikrara giden yolu AR-GE'den geçmektedir ve Türkiye'nin daha fazla beklemeye tahammülü yoktur.

Eğitim, Bilim ve teknolojinin gelişmesini sağlayacak yeni bilgileri elde etmek veya mevcut bilgilerle yeni malzeme, ürün ve araçlar üretmek, bilgiye dayalı sistematik olarak yeni projeler üretebilmek, süreç ve hizmetler oluşturmak veya mevcut olanları geliştirmek amacı ile yapılan düzenli çalışmalar olarak tanımlanmaktadır.

AR-GE, kişinin, toplumun ve kültürün bilgi birikimini artırmak ve bu birikimin yeni uygulamalara yol açması amacıyla sistematik bir temele dayalı yapılan yaratıcı işleri kapsar.

AR-GE, kişinin, toplumun ve kültürün bilgi birikimini artırmak ve bu birikimin yeni uygulamalara yol açması amacıyla sistematik bir temele dayalı yapılan yaratıcı işleri kapsar. AR-GE terimi üç ana aktiviteyi kapsar:

Temel Araştırma: Spesifik bir uygulama veya kullanım olmadan, araştırılan konunun temeli ve gözlemlenen gerçeklerine dair yeni bilgi kazanılması için yapılan deneysel veya teorik çalışmadır.

Uygulamalı Araştırma: Yeni bilgi kazanılması için yapılan özgün araştırmadır. Fakat bu Temel Araştırma’dan farklı olarak, spesifik bir pratik uygulamaya veya amaca yöneliktir.

Deneysel Gelişim: Yeni malzeme, ürün ve araçların üretimine; yeni işlemlerin,sistemlerin,hizmetlerin kurulmasına; veya halihazırda üretilmiş veya kurulmuş olanların geliştirilmesine yönelik, mevcut bilgiye dayalı sistematik çalışmasıdır.1

AR-GE Personeli AR-GE faaliyetlerinde fiili olarak çalışan, alanında uzman personel ile nitelikli destek personelini ve AR-GE faaliyetlerinin bilimsel ve teknik yanlarının planlanıp yönetilmesi, izlenip değerlendirilmesi ve desteklenmesi ile uğraşan personeli ifade eder. “AR-GE personeli” temel olarak bölümünde yüksek öğrenim görmüş ve/veya çalışma alanında gerekli sertifika, lisans, yetkinlik belgesi vb. belgelere sahip olmalıdır.

 

63- Sporda Fanatiklik Hakkında Ne Düşünüyorsunuz

 

Fanatizm, sempati ve sevginin aşırı şekilde; bir kişi, bir kurum, bir spor takımı üzerine yoğunlaştırılması demektir. Bu yoğunlaştırılmış sevgiyi taşıyan ve yaşayan kişiye de “fanatik”, “fan”ya da “hayran”  adı verilir. Fanatizm kabul edilebilir, tolere edilebilir bir duruma işaret ederken; saldırganlığa varan boyutu da zaman zaman gündeme geebilmektedir ki, bu duruma “holiganizm” ismi verilmektedir. Fanatizm, genellikle sanat, spor ve siyaset alanında sergilenmektedir. Özellikle futbol, gibi spor dallarında takımlar lehine segilenen fanatizmin, holiganizm boyutuna vardırılması sıklıkla yaşanan bir durumdur. Holiganizm yasaklanmış bir hayranlık düzeyidir ve verilen zararlar nedeniyle hukuki yaptırımları gündeme getirmektedir.

Fanatizm kontrolsüz bir heyecan eşliğinde, bir konuya sosyal normları hiçe sayacak derecede aşırı bağlanma halidir. Ülkemizde özellikle spor alanında karşılaştığımız fanatizm genellikle anti sosyal kişilik bozukluğu yaşayan bireylerde görülüyor.

Sporda fanatizm ve holiganlık boyutu daha çok psikopatik ve anti sosyal kişilik bozukluğu yaşayan bireylerde görülüyor. Bu kişiler sosyal hayatlarında da saldırgan, geçimsiz, toplum kurallarına direnen, her türlü öneri ve eleştiriye kapalı, sorumsuz, empatiden yoksun ve saygısız kişiliklerdir. Dr. Yavuz, özellikle maçlarda olay çıkaran kişilerin gizli ya da açık kişilik bozukluğu yaşayan bireyler olduğunu, alkol kullanımının da bu olumsuz davranışları tetiklediğini sözlerine ekledi.

Bazı taraftarların tuttuğu takımı kendi benliğiyle bütünleştirerek, takımın yenilgisini kendi zayıflığı gibi gördüğünü belirten Dr. Yavuz, bu kişilerin takımın her maçında bulunup, oyuncuların özel hayatlarına dek her şeyi ezberleyerek kendini takımdan bir parça gibi gördüklerini belirtti. Bu aidiyetlik duygusu sonucu taraftarın galibiyet ve mağlubiyet durumlarında psikolojik durumunun ciddi anlamda etkilendiğini belirten Dr. Yavuz kişinin derin bir anksiyete ve kaygı bozukluğu yaşayabileceğine dikkat çekti. Mağlup olan takım taraftarlarının sahadaki koltukları kırması, sahaya yabancı madde atması ve karşı takım taraftarlarına saldırmasının nedeni yaşanan psikolojik sorunlardır.

‘’Bağırıp Rahatlıyorum’’ Düşüncesi Bahane!

Shalarda bağırıp çağıran ve küfreden taraftarlar, maçlara giderek deşarj olduklarını ve bu psikolojik boşalımın sosyal hayatlarındaki stresi azalttığını iddia ediyor ancak bilişsel psikologlara göre; herhangi bir zaman ve mekanda taşkınlık gösteren bireylerin sosyal hayatında saldırgan tavırları azalmıyor. Aksine bu kişiler, agresif davranışları kalıplaştırarak bir yaşam biçimi haline getirebiliyor. Bu nedenle Dr. Yavuz, ‘’Maça gider, bağırıp rahatlarım’’ gibi bir bahanenin geçerli olmadığını vurguladı.

Fanatizmi Önlemek İçin Neler Yapılabilir?

* Bazı gruplara ve amigolara yapılan para, bilet gibi yardımlar sonucu taraftarlar desteğin hakkını vermek için abartılı hareketlerde bulunabilir. Öncelikle bu tür yardımların önüne geçilmesi gerekir.

* Maç sonrası antrenör ve oyuncuların açıklamalarında hassas davranması gerekir. Bu kişilerin ağzından çıkan bir cümleyle bile taraftarın holigan tavırlar sergileyebileceği unutulmamalıdır.

* Hakem kararlarına tepki olarak çeşitli el-kol hareketleri sergileyen ve sakatlanmadığı halde dakikalarca yerde yuvarlanan oyuncular cezalandırılmalıdır.

* Fanatizmi etkileyen en önemli faktörlerden biri olan alkolün, sahaya girişte kontrol edilmesi, trafikte uygulanan yaptırımların, stadyum girişinde de uygulanması gerekir. Böylece olası taşkınlıklar önlenmiş, kadınlar ve çocukların güvenliği sağlanmış olur.

* Uludağ ve İnönü Üniversitesi’nin 10 yıl önce yaptığı bilimsel araştırmaya göre spor gazetelerinin fanatizmi tetiklediği tespit edilmiştir. Özellikle tiraj kaygısı yaşayan gazetelerin manşetleriyle taraftarı büyük ölçüde etkilediği belirlenmiştir. Bu nedenle fanatizmi önlemede en önemli görev yazılı-görsel basın ve internet medyasına düşmektedir.

Fanatizmin spor zevkini öldüren, eğlenceye anarşi bulaştıran toplumsal bir hastalık olduğunu belirten Dr. Yavuz, bu konuda herkesi mücadeleye çağırarak sözlerini tamamladı

64-Çalışanlar nasıl motive edilir açıklayınız

Motivasyonun amacı, çalışanları işe ve işletmeye bağlama yolları ile birlikte özendirme olanaklarını araştırmak, uygulamak ve böylelikle verimliliği arttırmaktır. Bireyin motivasyonu arttırıldığı takdirde, örgütsel amaçlara ulaşılması kolaylaşacaktır. İşinden tatmin duyan ve bireysel amaçlarını gerçekleştirmede örgüt tarafından destekleneceğini bilen çalışanlar, kurumsal etkinliğin arttırılmasında temel rolü üstlenirler

65-Gelişmiş ve Gelişmemiş Ülkerin arasındaki Farklar

Ekonomi Hizmet ve Sanayiye dayanır.

İhraç ürünleri içerisinde sanayi, ithal ürünleri içerisinde hammadde ilk sırada yer alır.

Ekonomik değeri fazla olan ürünlerin üretimi tercih edilir.

Nüfus artış hızı düşüktür.

Çocuk ve genç nüfus oranı düşüktür.

İş gücü göçü alır.

Ortalama yaşam süresi uzundur.

Okur yazar oranı yüksektir.

Kişi başına enerji tüketimi daha fazladır.

Çalışan nüfusun büyük bir kısmı hizmet ve sanayi sektöründe yer alır.

Tarım modern yöntemlerle yapılır.

Beyin göçü alabilir.

Yaşam standartları yüksektir.

Nüfusun dağılışı ile doğal koşullar arasındaki bağ zayıftır.

Doğurganlık oranı düşüktür.

Bağımlı ve tüketici nüfus azdır.

Kentleşme oranı yüksektir.

İşsizlik azdı

 

Ekonomisi tarıma ve hayvancılığa dayanır.

İhracatında tarım ürünleri ve hammadde, ithalatında ise sanayi ürünleri birinci sıradadır.

Doğurganlık hızı yüksektir.

İşsizlik fazladır.

Çocuk ve genç nüfus oranı fazladır.

Ortalama ömür kısadır.

Göç gönderir.

Okur – yazar oranı düşüktür.

Enerji tüketimi azdır.

Çalışan nüfus içerisinde tarım sektörü birinci sıradadır.

Tarım ilkel yöntemlerle yapılır.

Yaşam standardı düşüktür.

Beyin göçü gönderir.

Nüfusun dağılışında doğal koşulların etkisi fazladır.

Kişi başına düşen milli gelir azdır.

Bağımlı ve tüketici nüfus fazladır.

Çarpık ve plansız kentleşme vardır.

Kırsal nüfus oranı fazladır.

66- Ülkemizde Kişi Başına Düşen Polis Sayısı

.Türkiyede Polis Teşkilatı 10 Nisan 1845 yılında kurulmuştur.

Ülkemizde kaç tane polis bulunmaktadır?

2013 yılı Haziran Ayı itibari ile Ülkemizdeki polis sayısı 340.000 civarındadır.

Ülkemizdeki polis sayısı diğer ülkelere bakıldığı zaman aşağı yukarı oran olarak eşit gözükmektedir. Bazı kaynaklarda ülkemizdeki polis sayısının az bazı kaynaklarda ise çok olduğu belirtiliyor ise de aşağı yukarı diğer ülkeler ile orantılı olduğu gözükmektedir.

Yani Ülkemizde aşağı yukarı her 220 kişiye 1 polis düşmektedir.

EGM MÜdürü Mehmet Kılıçlar 47.Dönem 168.Yılı

Samsun EGM İsmail Türkmenli

 

67-Kişi ayranım ekşidir demez sözünü açıklayınız.

Herkes sattığı malı; kendi işini, tutumunu ve davranışını över. Kendine yönelik eleştiriler yapılsa da aldırmaz, kusur kabul etmez, o methe devam eder

Birçok İnsan Satacağı malı över Kendi Tutumunu ve tuttuğu kimseleri savunur Başkaları eleştirselerde bunlara toz kondurmaz Dürüst satıcı ise bunları yapmaz malı kusurluysa söyler müşterş malı alır ve ya almaz akıllı bir kimse bir insanının peşinden körü körüne gitmez

 

68-Koruyucu Hekimlik Nedir

Halk sağlığı programlarının temel direklerinden biri, bireylerin ve toplumun hastalıklardan korunmasını, hastalıklarla savaşarak ve çevre koşullarını iyileştirerek yaşam süresinin uzatılmasını amaçlayan koruyucu hekimliktir. Bu alanda çalışan uzmanlar, toplumda yaygın olan bulaşıcı ve salgın hastalıkların neden kaynaklandığını, nasıl yayıldığını ve bu hastalıkların önünü almak için ne yapılması gerektiğini saptarlar. Temizlik koşullarına özen göstermemenin ya da aşırı alkol ve sigara içmek gibi belirli alışkanlıkların doğuracağı sağlık sorunları konusunda halkı uyar­mak için eğitim programlan hazırlarlar. Ayrıca, düzenli sağlık taraması yaparak, kanser gibi bazı hastalıkları iyileşme şansının çok daha yüksek olduğu başlangıç evresindeyken saptamak ve bulaşıcı hastalıklara karşı aşılama kampanyaları düzenlemek de koruyucu hekimlerin görevidir.

 

69-Adalet Mülkün Temelidir sözünü açıklayınız

Bu sözdeki mülk kelimesinin anlamı gayrimenkul, maddiyat vs değil, devlettir. eski türkçede mülk kelimesi devlet demektir. ulu önder mustafa kemal atatürk bu sözü söylerken; adaletin, devlet olma yolunda ilerlemek için ilk önce bulunması veya kullanılması gereken olgu olduğunu vurgulamıştır. ne var ki yeni dünya düzeninde devlet ya da devletçilik kavramlarının tanımında adalet kelimesi geçmemektedir. ne acıdır ki devletten önce insanlığın temeli adalet olmalıdır. kurulu bir düzen içerisinde yeni reformlara olanak sağlayacak fikir ve düşüncelere saygılı olmak, hür ve demokratik bir yaşam alanı sağlamak amacı ile adalet kavramının oturmuş olması gerekmektedir. adalet demek sadece mahkemelerde, hakim veya savcılarda olması gereken bir durum değildir. her birey kendi içinde adalete yatkın olmalıdır, eğer bu olgu bir toplumun büyük bir çoğunluğuna yerleştirilirse kalkınmak daha kolay olacaktır. kendisine, çevresindekilere ve ülkesine karşı adaletli olma çabası içinde olan bireyler; vergi kaçırmaz, rüşvet almaz, kendisini öncelikli görmez, kırmızı ışıkta geçmez, canı sıkıldığı için kimseyi öldürmez, halkın en atındaki ve en üstündeki kişi ile kendisini eşit görür, kendi haklarını savunacak bilgi düzeyine erişir ya da erişmek için çaba harcar.

Mülk'ü maddiyat olarak kabul edersek, türkiyede süregelen bozulma içinde kulanabiliriz. insanlar inanılmaz bir biçimde zengin oluyor

Adli yılın açılış töreninde atıldı bu slogan ortaya… 
Yüksek Mahkeme başkanı Taner Erginel (basına yansıyan şekliyle) bu değişikliği şöyle açıkladı: “Atatürk ‘Adalet Mülkün Temelidir’ demişti.Eski Türkçe’de mülk sözcüğü iki farklı anlama geliyordu. Birisi taşınmaz mal anlamında mülk.Diğeri devletin ülkesi anlamında ‘adalet mülkün temelidir’ demişti. Zamanla mülk sözcüğünün ikinci anlamı kullanılmaz oldu. Özellikle Kıbrıs’ta mülk sözcüğünün ikinci anlamını bilenler çok azdır. Bu nedenle Atatürk’ün ‘adalet taşınmaz mülkün temelidir’ dediğini sananlar vardır. Bu yanılgıyı ortadan kaldırmak için Atatürk’ün sözlerini günümüz Türkçesi’ne çevirmiş bulunuyoruz. ‘Adalet devletin temelidir’ sözleri Atatürk’ün sözlerininin bugününü Türkçesi’ndeki tam karşılığıdır. Bu sözleri biz çok sık kullanıyoruz. Çünkü adaletle ilgili en önemli gerçek budur. Yargımız ne kadar iyi çalışırsa ve ne kadar adil olursa halkımızın devlete olan güveni o ölçüde artacaktır. Bunun sonucu olarak da devletimiz güçlenecek ve halkı koruma ve refaha kavuşturma görevini daha iyi gerçekleştirecektir.”

70-İyi Bir Yöneticide Olması Gereken Özellikler Nelerdir
1. Objektif Olmak

İyi bir yönetici, her durumda, herkese karşı eşit uzaklıkta olabilmeli, objektiflik ve tarafsızlığını koruyabilmelidir.

2. Analitik düşünme

Yönetici, çalışanlardan bir işin yapılmasını isterken ya da çalışmalar sırasında bir sorunla karşı karşıya kaldığı zaman, konunun tüm kollarını hem kendi içinde, hem de bütünle bağlantılı olarak incelemeli, parçaların birbirine etkilerini görebilmelidir.

3. Doğru ifade yeteneği

İyi bir yöneticinin kendini doğru ve rahat ifade edebilmesi çok önemli. Üzerinde çalışılacak iş konusundaki beklentilerini, çalışanlardan hangi noktaları yapmalarını istediğini doğru ve net olarak ifade edebilmelidir ki, geri dönüşlerde problem yaşanmasın. Ayrıca, bir işin iyi yapılması kadar, ortaya çıkan çalışmanın üst yönetime iyi sunulması da o çalışmanın nihai başarısı açısından çok önemli bir nokta. Bu sebeple çalışmaların yönetime aktarılması noktasında, yöneticinin doğru ifade ve temsil yeteneği öne çıkıyor.

4. Kontrolü kaybetmemek

İyi bir yönetici, koşullar ne olursa olsun, durumu kontrol altında tutabilmelidir. Çalışmaların ve ekibin başarısını olumsuz yönde etkileyecek her türlü kriz ya da beklenmedik durum karşısında soğukkanlı olmalı, ekibi rahatlıkla toparlayabilmelidir.

5. Öngörü yeteneği ve B Planı

Her zaman en azından birkaç adım sonrasını görebilmeli, olasılıkları değerlendirmeli ve bir B planı bulundurmalıdır. Mutlak başarıya ulaşmak ve çalışanların güvenini yitirmemek için, herkesin telaşa kapıldığı anda bir B planı çıkarmak, herkesin gözünde prestijinizi artıracaktır.

6.Kendi hatalarını açıklıkla üstlenebilmeli

Yöneticiler de hata yapar. Yaptığı hatayı yüreklilikle üstlenebilen ve bunu kısa sürede düzelten yöneticinin bu davranışı, yaptığı hatanın yarattığı etkiyi azaltacak ve yöneticinin saygınlığını komasını sağlayacaktı

7. Ekibinin başarılarını ödüllendirmeli

Elde edilen başarılar, sadece yöneticinin değil, aynı zamanda ona bağlı çalışan ekibin emeğinin bir eseridir. Başarının sürekliliğini sağlamanın yolu, ekibi doğru motive etmekten, motivasyonu sağlamanın yolu da, başarıları takdir etmekten geçer. Başarıların devamlılığını sağlayabilmek için, iyi bir yöneticinin yapması gereken, ekibinin başarılarını ödüllendirmektir. Bu bazen küçük bir hediye, bazen ofiste küçük bir kutlama, bazen tüm şirketin bulunduğu bir ortamda ekibin başarısından övgüyle söz etmek olabilir.

8. Ekibin birlik ve devamlılığını korumalı

Bir yöneticinin başarısı, ekibin birlik bütünlüğünden de anlaşılıyor. Ekip sürekli mutsuzsa, o ekipteki çalışan sirkülasyonu normalden fazlaysa ve ayrılış gerekçeleri hep yönetim kaynaklıysa, çıkan işler ne denli başarılı olursa olsun, bu başarıda süreklilik ve ilerleme sağlanamaz. Ekip sürekli yenileneceğinden, her gelene işleri yeniden öğretmek gerekir ki, bu zaman ve enerji kaybı, başarıların en iyi ihtimalle aynı noktada kalmasına neden olacak, istenen ilerleme ve yükselmenin önüne geçecektir.

9.Yeniliklere açık olmalı

İyi bir yönetici olmak, yenilikleri ve gelişmeleri devamlı takip etmeyi ve gerektiğinde geleneksel bilgi ve alışkanlıklardan uzaklaşmayı gerektirir. Teknoloji gelişiyor, dünya değişiyor. Şirket yönetimleri geleneksel anlayıştan uzaklaşıyor, yerini modern yönetim tekniklerine bırakıyor. İyi bir yönetici, iş dünyasının yeniliklerine açık olmalı, hızlı öğrenmeli ve uygulamaya koyabilmelidir.

10. İşleri takip ve kontrol etmeli

Yöneticik, talimatları verip kontrolü tamamıyla ekibe bırakmak değildir. Elbette çalışmalarını rahatça yürütebilmeleri için sürekli müdahale etmemek gerekir. Fakat önceden belirlenen aşamalarda çalışmayı kontrol etmek, değerlendirmeleri yapmak, hem ekibin takibi hem de çalışmada yaşanacak olası bir problemin erken tespit edilip düzeltilebilmesi adına gereklidir.

Son olarak; iyi bir yönetici, liderlik özelliklerine de sahip olmalı denir. Bu düşünceye kısmen katılmakla birlikte -ki yazmış olduğum nitelikler zaten bir liderde de bulunması gerekli olan niteliklerdir-, liderlikle yöneticiliğin farklı şeyler olduğunu düşünüyorum. Bu sebeple, liderliğe bu konu içerisinde yer vermedim. Gelecek yazılarımda, liderliğe ve liderlik-yöneticilik arasındaki farklara ayrıca değineceğim.

71- TL ye Geçiş Sürecini anlatınız

 

Merkez Bankası Başkanı Durmuş Yılmaz, 1 Ocak 2009 tarihinden itibaren paradan ''yeni'' ibaresinin kaldırılacağını ve yeniden ''Türk Lirası''na geçileceğini bildirdi.  Türkiye 2005 yılında Yeni Türk Lirası ile tanışmıştı.

1 Ocak 2005'te tarihi bir reforma imza atarak paramızdan altı sıfırı kaldırdık ve "Yeni Türk Lirası"na (YTL) geçişi başarıyla gerçekleştirdik. Paramızın, yüksek enflasyon ortamında sürekli değer kaybetmesi neticesinde uğramış olduğu itibar kaybının somut bir yansıması olan bol sıfırlı halinden kurtarılarak milletimize yaraşır bir görünüme kavuşması, uzun yıllar hayal edildiği halde, uygun ekonomik koşullar sağlanamadığı için gerçekleştirilememişti. Enflasyonla mücadelede hep birlikte gösterdiğimiz kararlılığın neticesinde gerekli şartlar oluştu ve yeni para birimimizle tanışmanın heyecanını yaşad

Bu değişim, iki aşamalı bir reformun ilk adımıydı.mdi, para reformunun, ikinci ve nihai aşamasına gelmiş bulunuyoruz. Bu aşamada, para birimimize geçici bir süre için ve karışıklıkları önlemek amacıyla eklediğimiz "Yeni" ibaresini kaldırıyor, paramızın asli ve geleneksel adına, "Türk Lirası"na (TL) dönüyoruz.

Yeniden "Türk Lirası" ve "Kuruş" adını alacak olan banknot ve madeni paralarımız
1 Ocak 2009 tarihinden itibaren, yenilenen tasarımları, değişen boyutları ve gelişmiş güvenlik özelikleriyle aramızda olacak. YTL banknot ve madeni paralar 2009 yılı boyunca TL banknot ve madeni paralarla birlikte tedavülde olmaya devam edecek, 1 Ocak 2010 tarihinde tedavülden kaldırılacaktır.Yeni banknot ve madeni paralarımızın fiziki görünümleri ve güvenlik özelliklerinin tanıtımını Ekim ayında yapacağız. Yeni paralarımızı tanıma ve tanıtma konusunda tüm kurumlarımızın ve yurttaşlarımızın gereken ilgiyi göstereceğine ve her tür desteği vererek ulusal bir değer olan paramıza sahip çıkacağına inanıyorum.
Ükemize hayırlı olmasını dilerim

Yeni” ibaresinin kaldırılmasına neden gerek duyuldu?
“Yeni” ibaresinin sadece geçiş döneminde kullanılması 5083 sayılı kanunla belirlenmişti. Geleneksel olarak kullanılan para birimimiz Türk Lirası. Benzer operasyonu gerçekleştiren birçok ülke uygulamasında da aynı yöntem kullanıldı. Ayrıca, paramızdaki “Yeni” ibaresi kaldırılırken sahtecilikle mücadele kapsamında, daha güvenli ve farklı özelliklere sahip yeni banknotların tedavüle çıkarılması sağlanmış olacak.
TL banknot ve madeni paralar ne zaman tedavüle çıkarılacak?
Türk Lirası banknot ve madeni paralar 1 Ocak 2009 tarihinde tedavüle çıkarılacak.
YTL ve TL arasındaki değişim oranı nedir?
1 Ocak 2009 tarihinde Yeni Türk Lirası’ndaki “Yeni” ibaresi kaldırılarak Türk Lirası’na geçilirken paranın değer ölçüsünde bir değişiklik olmayacak, paranın sadece ismi değişecek.
Yeni Türk Lirası değerler Türk Lirası’na dönüştürülürken,
Halen kullanılan banknot ve madeni paralar ne zamana kadar geçerli olacak?
Halen kullanılan Yeni Türk Lirası banknot ve madeni paralar 2009 yılının sonuna kadar geçerli. 2009 yılı boyunca Yeni Türk Lirası ve Türk Lirası banknot ve madeni paralar birlikte tedavül edecek.

Türkiye Cumhuriyeti Merkez Bankası tarafından, Türk Lirası'nın itibarının perçinlenmesi ve dünyada bilinirliğinin artırılması amacıyla 8 Eylül 2011 tarihinde TL Simgesi Yarışması düzenlenmiş, yarışma sonucunda yeni simge belirlenerek 1 Mart 2012 tarihinde Başbakan Recep Tayyip Erdoğan tarafından duyurulmuştur.[2]

Toplam 8.362 tasarım arasında seçilen ve Tülay Lale'nin tasarımı olan yeni simge (küçük), yarım çıpa halindeki L harfi içine yerleştirilmiş yukarı doğru çift çizgili küçük T harfinden oluşmaktadır. Çift çizgi doğu-batı köprüsü ve istikrarı, çıpa ise yükselişi ve güveni temsil eder.

Türk lirası simgesi (₺, görüntü: küçük) 1 Mart 2012 itibariyle kabul edilmiş olan

 

72-Aşırı Tüketimin Çevreye  Olumsuz Etkisi Nedir

Enerji Tüketimi Arttıkça Çevre Sorunları Büyüyor

Enerji tüketimindeki artış, önemli çevre sorunlarını da beraberinde getiriyor. Enerjiden kaynaklanan emisyonlar hava, su ve toprak kirliliği yaratıyor. İnsan sağlığı, doğa ve biyolojik çeşitliliği tehdit ediyor. Sorunun tek çözümü, yenilenebilir enerji kaynaklarının kullanımında. Etkili bir politikanın, AB’nin enerji tüketiminde yılda %20’lik tasarruf ve 60 milyar Euro’luk kazanım sağlayacağı hesaplanıyor. Türkiye’nin enerjiyi verimli kullanarak yapacağı yıllık tasarruf ise 3 Milyar $. 

Avrupa Komisyonu verilerine göre 20. yüzyılda, küresel enerji kullanımı 20 kat artmış. 2020 yılına kadar %2 oranında daha artması bekleniyor. Bu da, 2035 yılına kadar enerji tüketiminin iki kat artması demek. Enerjisinin %95’ini yakıttan sağlayan taşımacılık sektörü, en fazla enerji tüketen sektör olarak ortaya çıkarken, sektörün enerji tüketiminin, gelişmiş ülkelerde yılda %1,5, gelişmekte olan ülkelerde ise yılda %3,6 oranında artması bekleniy

Ancak, enerjiye olan talebin her geçen gün artması, önemli çevre sorunlarının ortaya çıkmasına neden oluyor. Enerjiden kaynaklanan emisyonlar hava, su ve toprak kirliliği yaratırken, insan sağlığı, doğa ve bio-çeşitliliği tehdit ediyor. Aşırı enerji tüketimi, her tür enerji kaynağının kullanılmasına sebep olurken, çevre üzerindeki olumsuz etkiler de artıyor. Dolayısıyla uzun vadede artan enerji ihtiyacının karşılanması; enerji ihtiyacı, ekolojik denge ve çevrenin korunması arasında kalıcı ve etkin bir ilişkinin kurulmasını ve çevre dostu enerji kaynaklarının kullanımını gerektiriyor. Bu yaklaşım, AB’nin enerji politikasının sürdürülebilir bir anlayış ile şekillenmesini sağladı. Bu kapsamda, bazı enerji kaynaklarının taşıdığı çevresel risklerine karşı alınan önlemler, enerji verimliliği ve tasarrufu sağlamak için kaynak kaybının asgariye indirilmesi ve küresel ısınma ile mücadele yönünde politikalar geliştirilmesini gerektirdi. Sonuçta, AB enerji politikası, çevresel sürdürülebilirlik; enerjinin en temiz, en ucuz, en verimli ve kesintisiz şekilde sağlanması ile doğrudan ilişkilendirildi

73-Kitap okumanın Faydaları Nelerdir

 Kitap okumak düşünce ufkunu geliştirir, kişilerin olaylara bakış açısını, onu irdeleme, analiz etme şeklini geliştirir.

+ Kitaplar kişinin kelime dağarcığını geliştirir. Daha çok kelime öğrenen insan daha iyi konuşur, daha iyi ikna eder dolayısıyla isteklerine daha kolay ulaşır. Söylemek istediklerini, duygularını daha iyi ifade eder.

+ Kitap okumak algı gücünü kuvvetlendirir. Kişinin okuduklarını daha kolay, daha iyi kavramasını sağlar. Bu onlara okul, iş vb. yerlerde başarı getirir.

+ Kitap okumak güzel bir uğraştır. Kişinin vaktini güzel geçirmesini sağlar, stresi azaltır.

+ Kitap okumak konuşma becerisini geliştirir. İyi konuşan insan çoğu zaman kazanır.

+ Elde edilen bilgiler genel kültür seviyesini geliştirir. Kişinin toplumdaki yerini, statüsünü, önemini arttırır.

+ Kitaplar hayal gücünün sınırlarını genişletir. Hayal gücü genişledikçe başarı, mutluluk gelir.

Gördüğünüz gibi kitap okumanın birçok faydası vardır. Ancak dikkat edilmesi gereken bir nokta vardır. Kitap seçiminin iyi yapılması gerekmektedir. Kitaplar, kişiyi olumsuz etkilememeli

74-Kentleşmenin Olumlu Ve Olumsuz Etkileri

Kentsel yerleşim yerlerinde yaşamanın olumsuz yönleri nelerdir

Kentsel yerleşim yerlerinde yaşamanın olumsuz yönleri 
Olumsuz sorunların başında konut yetersizliği gelmektedir Çeşitli nedenlerle nüfusu hızla artan büyük kentlerimizde mevcut konutlar ihtiyacı karşılayamamaktadır Bu durum sağlıksız ve plansız bir şekilde yapılan gecekonduların ortaya çıkmasına neden olmaktadır Bu da kentlerimizin plansız bir şekilde büyümesine ve çarpık bir görünüm almasına yol açmaktadır Hızlı nüfus artışı bu kentlerimizde içme ve kullanma suyunun sağlanmasında da güçlüklerle karşılaşılmasına neden olmaktadır Ayrıca alt yapı sisteminin yetersiz olması yapılması gereken hizmetleri aksatmaktadır
Büyük kentlerimizin bir diğer önemli sorunu da kent içi ulaşımdır Kentlerimiz büyüyüp geniş alanlara yayılırken buradaki ulaşım sistemi aynı hızla gelişememektedir Bu da trafik sıkışıklığı ulaşım güçlüğü zaman ve enerji kaybına neden olmaktadır Ancak büyük kentlerimizin bazılarında son yıllarda toplu taşımacılıkla bu sorunlar çözümlenmeye çalışılmaktadır Bu gibi yerlerde kent içi ulaşımı rahatlatmak için belediye ve halk otobüsleri ile dolmuş ve taksi sayıları artırılmış metro ve raylı sistem çalışmaları başlatılmıştır Ankara'da kısa bir süre önce hizmete giren Metro ve Ankaray başkentimizin ulaşım sorununu büyük ölçüde azaltmıştır Bu türlü çalışmalar diğer büyük bazı kentlerimizde de başlatılmıştır
Günümüzde giderek artan sanayileşmenin bir sonucu olarak ortaya çıkan çevre kirliliği de büyük kentlerimizin önemli sorunları arasına katılmıştır Sanayi kuruluşlarının bacalarından çıkan gazlartaşıtların egzoz gazları soba kalorifer vb yerlerden havaya karışan gazlar ile sanayi atıklarıkentlerde çevre kirliliğine neden olmaktadır Bu kirlilik özellikle kış mevsiminde kendini göstermektedir Bu bakımdan çevre kirliliği daha çok bu mevsimde insan sağlığını tehdit etmekte ve ölümlere neden olmaktadır Bacalara filtre takılması sanayi tesislerinin kent dışına taşınması kaliteli kömür kullanılması veya doğal gaz kullanımının artırılması bu tehlikeleri büyük ölçüde önleyebilecektir
Hızlı nüfus artışının yaşandığı kentlerimizde gürültü de insan sağlığını tehdit edecek boyutlara ulaştığında önemli bir sorun olarak görülmektedir
Bütün bu sorunların yanında okulların kapasitelerinin yetersiz kalması da söz konusudur Bu durum kentlerimizdeki okullarda ikili öğretim yapılmasına neden olmaktadır Ayrıca sağlık kuruluşlarının yeşil alan ve spor tesislerinin yetersiz kalması da hızlı nüfus artışının yarattığı sorunlardandır
Bütün bu olumsuzlukların yaşanmaması veya en aza indirilmesi insanların ekonomik durumlarının iyileştirilmesi ve köyden kente göçün durdurulmasıyla mümkün olacaktır

 

Olumsuz Yanları

Kalabalıklaşma Maliyeti:

Kira ve Arsa Fiyatlalarında artış

Maliyetlerin Artışı

Gecekondulaşma

 

Olumlu Yanları

Daha Fazla Yaşam alanın sağlanması

Enerji Etkinliðinin Yükselmesi

Etkili Katı atık Yönetim Sistemle

Daha iyi Sosyal Olanaklar:

 

Çevre Üstünde Etkileri

Dağal yaşam alanının yerleşim alanıa dönmesi.

Aþýrý Doðal Kaynak Çýkarýmý ve Tüketimi

Atýklarýn Dünya Tabakalarý Üzerindeki

Etkisi (atmosfer, litosfer, hidrosfer

Hava Kirliliği

Enerji Tüketimi ve Hava Kirliliği

* Gürültü Kirlilið

* Trafik Kazalarý:

MANTIK SORULARI

1) arkandaki duvarın rengi nedir ?

2) bu odada kaç tane sandalye var?

3) arkandaki tahtanın rengi nedir?

4) bu odada kaç kişi var?

Not: kızın biri herkesi saymış kendisini söylemeyince komiser dalga gecmiş sen kendini adamdan saymıyor musun die :)) haklı valla komiser..

5) pencereden dışarı baktığında ne görüyorsun?

6) aynı anne ve babadan olan ve kardesi olmayan kişi kimdir ?

7) 4 elma vardı ikisini aldım kaç elmam oldu ?

8 ) mesela adanadaysan çevresindeki illeri say?

9) kaizen nedir ?

10) bakanlardan içişleri bakanı kimdir?

11) tek kadın basbakanımız kimdir?

12) taşın üstünde 5 kuş vardı üçünü vurdum kaç kuş kaldı ?

13) çöp tenekesi nerde ve rengi ne ?

14) polis iken sana milletvekili tokat attı napardın?

15) bölümüne göre sorular soruluyor, mesela ekonomik modelleri sırala demişlerdi bana ?

16) kaç tane önemli geçit vardır ya da akdenizdeki önemli geçitleri söyle ?

17) Türkiyedeki en büyük gölü biliyor musun ?

Cvp olarak van gölü ya da benzerini demeyin elenirsiniz çünkü ; biliyor musun diyor sende evet ya da hayır diyeceksin :))

 

 

 

196 kez okundu

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yapmak için tıklayın